Zaten varoluş, Tanrı’ya konuk olmaktır. Bu dünya Tanrı’nın bizi ağırladığı ilk konukevidir. Sınayıp denediği bir ev. Yılda bir ay da, daha iç odalara, saraylara çağırır bizi Tanrı.
Ruhun ana silahı tapınmadır. Allah’a tapma. Allah’a tapma, insanın ve tabiatın tanrılık iddiasını yıkma, onları çıplak hakikatleriyle kavramaktır. Yaratılanı aşmak, iğretiyi yıkmak, yalanı devirmektir. Allah’a tapma, izafî olandan sıyrılıp mutlak olanla donanmak, fânilik perdesini yarmaktır. Allah’a tapma, insanları ve tabiatı putlaştırmama, benlik putunu kırma demektir. Böylesine bir silâhla donanmış ruh, silâhın ta kendisi olmuş demektir. Artık onu hangi kuvvet, hangi silâh yenebilir ?
Daha büyümüş bir çocuk, bütün gündüz oruç tutmağa başlar. Bunu başardığı gün, omuzlarda taşınır, hediyelere boğulur. Böylece orucun, insanı, omuzlardan başlamak üzere gökyüzüne kaldırdığını, bilinmezliğin zengin hazinelerinden sevimli ve güzel eşya çıkartıp dağıttıran cömertliği olduğunu bilmektedir artık cocuk.
Ortalama bir ömre, ramazanları bitiştirerek düşünürsek, aşağı yukarı beş yıl sürekli, kesintisiz oruç düşer ki, orta ruhî kuvvette bir müslümanın, irade, dayanma ve ruhî sağlamlık, ibadet kudret ve hacmi için oldukça açık, âdeta matematik bir fikir verir.