Benim hizama gelince, 'anne' dedim.
Bunu demedim, âdeta inledim. Neredeyse ağlayacaktım. O da benim sesimi tanıdı. "İsmail sen misin?' diye sordu. Hani gereksiz sorular vardır ya, işte onlardan birisi... Yoksa beni tanıdı. Ne yaptı bilir misin? Elindeki kâseyi eğilip yere koyduktan sonra kucakladı beni... Biz ana oğul, öylece ağlaşırken, yemin ederim ki aklı fikri, yere bıraktığı kâsedeydi... 'Aman kırılmasın!' Ben kendimi belki yüzlerce defa, o kâseden daha değersizmişim gibi ölüme attım. Bunu sen gördün, bilirsin...
Annem, mezardan geri gelen oğlu için, kenarı çatlak bir kâseyi -vallaha kenarı çatlaktı, eskici Yahudi iki kuruş vermezdi-yere atamadı.
Allah insanları intihaba davet için, o büyük Tufan cezasını tertip zahmetine katlanmamalı idi. Nuh'un ümmetini, böyle bir toprak üstünde bu çıplak tepelerle çevrilmiş yere bırakmalı idi.