İç politika açısından da sahte bayrak operasyonlarının etkisi dikkat çekicidir. 27 Şubat 1933 gecesi meydana gelen Reichstag Yangını, iyi bilinen bir örnektir. Berlindeki Reichstag adlı bir binanın yakılması, Nazilerce komünistlere mal edilmiştir. Nitekim bu yangın, Adolf Hitler’in Almanyada olağanüstü yetkiler kazanmasını sağlamıştı. Olayın içyüzü hâlâ tartışılsa da Reichstag Yangını sahte bayrak operasyonlarının iç politikadaki manipülasyon boyutunu ortaya koymaktadır.
Soğuk Savaş koşullarında üye ülkelerin savunulması amacıyla kurulan NATO, özellikle Soğuk Savaş sonrasında geçirdiği dönüşümle birlikte, giderek en güçlü üyesi olan ABD'nin küresel stratejik önceliklerine daha fazla angaje olmuş bir yapıya evrildi. Afganistandan Irak'a kadar uzanan süreçte ittifakın, esasen "ABD işgali" anlamına gelen ve yine onun liderlik ettiği askeri müdahalelere uluslararası meşruiyet zemini sağladığı ve ayrıca operasyonel yükü paylaştırarak müdahaleleri kolaylaştırdığı bugün yaygın bir kanaattir.
Trump, ABD'yi Epstein Dosyalarında ismi geçtiği için İran'la savaşa sürüklemişse, başka bir deyişle esasen İsrail'e yarayacak bir savaşta İsrail'in müttefiki olarak yer almış ise bu durumu nasıl yorumlamak gerekir? Belki de bu soruyu farklı bir açıdan sormak daha doğru olur: Epstein tek bir kişi midir? Yoksa büyük ve gizli bir organizasyonun görünen yüzü müdür? Bir suç makinesi olan ve birçok insanı suça bulaştırdığı anlaşılan Epstein bir devletin, açıkça ifade etmek gerekirse MOSSAD için çalışan bir ajan olabilir mi?
Fransız Senato üyesi Claude Malhuret, "Ne zaman Epstein Davası gündeme gelse bir yerlerde bombalar patlıyor ve dikkatler başka yöne çekiliyor" şeklinde konuşuyor.