Aslında ağrı denilen mekanizma beynin, insanlanı uyarmak için kullandığı son çareydi. Sonuçta insanın her şeyi erteleme alışkanlığı düşünüldüğünde beynin böyle bir mekanizma geliştirmiş olması çok mantıklıydı. Yani bir nevi kırmızı alarmdı ve sorun çözülmedikçe deli gibi çalmaya devam edecekti. Çünkü tembel insanı harekete geçirmenin başka bir yolu yoktu. Ama insanın tembelliğe olan aşkı o kadar büyüktü ki bu motivasyon ağrı kesici diye bir şey keşfetmesine neden olmuştu.
Adam için aşk acayip bir şeydi, içtikçe susatan, yedikçe acıktıran, tükettikçe yaratmasına neden olan, yeryüzündeki en paradoksal süreç. Kesinlikle bir keyif hali olamazdı çünkü acı ile zevkin garip bir karışımı söz konusuydu.
Kafasının içinde 86 milyar nörondan oluşan bir beyin vardı. Üstelik bu nöronların her biri sinaps adı verilen binlerce bağlantı noktası sayesinde diğer nöronlarla sürekli etkileşim içindeydiler. Zaten beyni bu kadar mükemmel bir organ haline getiren de buradaki iletişimin gücüydü. Ama ne zaman kızı görse ya da onu hatırlatan bir şeye rastlasa, beynindeki 86 milyar nöron sanki tek bir yerde sinaps yapmaya yemin etmiş gibi davranıyorlardı.