Şüheda Erdoğan

Şimdi, beyazlar, bizler de varlıklı olalım diye kendi hâzinelerini getirmek istiyorlar. Kendi “şey”lerini yani. Oysa bu “şey”ler, göğüslerine saplanmış, öldürücü, zehirli oklardan başka bir şey değildir. Ülkemizi iyi tanıyan bir adamın “Size çeşitli ihtiyaçlar yaratmalıyız” dediğini duymuştum. Yine “şey”leri kastediyordu. “O zaman siz de çalışmak için can atarsınız” diye devam ediyordu bu bilge adam. Ellerimizin gücünü “şey”ler üretmek için harcamamız gerektiğini söylemeye çalışıyordu. Sözde kendimiz için, ama öncelikle Papalagi için “şey”ler. Biz de yorgun, solgun ve iki büklüm olmalıymışız
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Papalagi’yi, kendisinin yitirdiği bu güzellikler karşısında ağlarken gördüm ben
Eğer insan çok fazla “şey”e gereksinim duyuyorsa, bu büyük bir yoksulluğun göstergesidir. Çünkü bu, o insanın, Büyük Ruh’un “şey”leri açısından yoksul oldu­ ğunun kanıtıdır. Papalagi de yoksuldur, çünkü o tam bir “şey” düşkünüdür, “şeyleri olmadan yaşayamaz.
Alıntı
İşte bu yüzden Papalagi, çılgın gibi Büyük Ruh’un rolünü oynar. Sahip olmadıkları­ nı unutabilsin diye. Kendisi bunca yoksul, ülkesi de bunca acılı olduğu için dört elle “şey”lere sarılır ve delinin solgun yaprakları toplaması gibi toplayıp, kulübesini ağzına kadar onlarla doldurur. Ama işte, bu yüzden bizi kıskanır ve bizim de kendisi gibi yoksullaşmamızı ister.
Alıntı
Beyaz efendi “şey” dediğinde, kendi eliyle yaptıklarını kasteder. Yani bizde pek bulunmayan insan “şey”lerini. Beyaz efendinin Büyük Ruhun yaptığı “şey”leri kastetmesi mümkün değildir çünkü. Haydi bakalım, kim daha varlıklıymış, Büyük Ruh’un yaptığı “şey’lerden kimde bizdekinden daha çok var? Şöyle çevrenize bir göz atın. Uzaklara, yerin mavi kubbeyi taşıdığı kenarlarına kadar bakın. Her yer büyük “şey’lerle dolu. Balta girmemiş ormanlar, yaban güvercinleri, sinek kuşları, papağanlar, lagündeki denizhı­ yarları, midyeler, İstakozlar ve diğer deniz hayvanları. Aydınlık yüzlü kumsal ve kumların yumuşak postu. Bir savaşçı gibi öfkelenen, bir Tapaou gibi gülümseyen büyük deniz, saati saatine uymayan ve bize altın rengi ışıklar sa­ çan çiçeklerle bezeli mavi kubbe. Daha, ne demeye aptallık edip de Büyük Ruh’un bu “şeylerine başka “şey’le r katmaya çalışalım? Hem biz onunkiler gibi “şey”ler yapamayız: Çünkü bizim ruhumuz onun gücü karşısında çok küçük ve yetersiz kalır, ellerimizse onun güçlü ve büyük ellerine göre çok beceriksizdir. Bizim yapabileceklerimiz son derece sı­ nırlı ve söz etmeye değmeyecek kadar değersizdir. Belki bir çomak yardımıyla kolumuzu biraz daha uzatabiliriz ya da tanoa1 ile ellerimizi büyütebiliriz; ama bugüne kadar ne bir Samoalı ne de bir Papalagi, bir palmiye ya da bir kavak ağacı yaratabildi. Ama tabii Papalagi, bütün “şey”leri yaratabileceğine ve Büyük Ruh kadar güçlü olduğuna inanır. Zaten binlerce ve binlerce elin, güneşi doğuşundan batışına kadar hiç durmadan “şey”ler üretmeye çalışması da bundan. Ne işe yaradığını bilmediğimiz, güzelliklerini anlayamadığımız insan “şey”leri... Ve Papalagi, hep daha çok ve daha yeni şeyler tasarlar. Ellerine ateş basar, benzi kül gibi olur, sırtı kamburlaşır. Ama sonunda yeni bir şey bulmayagörsün, mutluluktan
1000Kitap