Beyaz efendi “şey” dediğinde, kendi eliyle yaptıklarını
kasteder. Yani bizde pek bulunmayan insan “şey”lerini. Beyaz efendinin Büyük Ruhun yaptığı “şey”leri kastetmesi
mümkün değildir çünkü. Haydi bakalım, kim daha varlıklıymış, Büyük Ruh’un yaptığı “şey’lerden kimde bizdekinden daha çok var? Şöyle çevrenize bir göz atın. Uzaklara,
yerin mavi kubbeyi taşıdığı kenarlarına kadar bakın. Her
yer büyük “şey’lerle dolu. Balta girmemiş ormanlar, yaban
güvercinleri, sinek kuşları, papağanlar, lagündeki denizhı
yarları, midyeler, İstakozlar ve diğer deniz hayvanları. Aydınlık yüzlü kumsal ve kumların yumuşak postu. Bir
savaşçı gibi öfkelenen, bir Tapaou gibi gülümseyen büyük
deniz, saati saatine uymayan ve bize altın rengi ışıklar sa
çan çiçeklerle bezeli mavi kubbe. Daha, ne demeye aptallık
edip de Büyük Ruh’un bu “şeylerine başka “şey’le r katmaya çalışalım? Hem biz onunkiler gibi “şey”ler yapamayız:
Çünkü bizim ruhumuz onun gücü karşısında çok küçük ve
yetersiz kalır, ellerimizse onun güçlü ve büyük ellerine göre
çok beceriksizdir. Bizim yapabileceklerimiz son derece sı
nırlı ve söz etmeye değmeyecek kadar değersizdir. Belki bir
çomak yardımıyla kolumuzu biraz daha uzatabiliriz ya da
tanoa1 ile ellerimizi büyütebiliriz; ama bugüne kadar ne
bir Samoalı ne de bir Papalagi, bir palmiye ya da bir kavak
ağacı yaratabildi.
Ama tabii Papalagi, bütün “şey”leri yaratabileceğine ve
Büyük Ruh kadar güçlü olduğuna inanır. Zaten binlerce
ve binlerce elin, güneşi doğuşundan batışına kadar hiç
durmadan “şey”ler üretmeye çalışması da bundan. Ne işe
yaradığını bilmediğimiz, güzelliklerini anlayamadığımız
insan “şey”leri... Ve Papalagi, hep daha çok ve daha yeni
şeyler tasarlar. Ellerine ateş basar, benzi kül gibi olur, sırtı
kamburlaşır. Ama sonunda yeni bir şey bulmayagörsün,
mutluluktan