Benim hoşgörüm, Avrupa değil İslam kökenlidir. Eğer hoşgörülüysem, öncelikle ve en çok Müslüman olduğum için, ancak ondan sonra Avrupalı olduğum içindir.
Okulda, insanlık tarihinin, insanın yazmayı öğrenerek “tarihsel bir hayvan” haline gelmesiyle başladığını öğrenmiştik. Yani insan ancak konuşmayı, düşündüklerini söylemeyi öğrendiğinde insan türüne dönüşmüştür. Ve sonra, ona konuşmayı yasaklayan, utanç verici “düşünce suçu”nu ve ifade suçlarını tasarlayan ve insanı tarih sahnesine ilk çıktığı zamanların karanlığına döndüren birileri çıkmıştır.
Tarihsel bir perspektiften bakıldığında, terimin modern anlamında “düşünce suçu” kurumuna itibar kazandırılması şerefi, dünyadaki ilk sovyet devlet olan SSCB’ye aittir...
...Kur’an’ın da, en güzel ve en veciz ayetlerinden birinde bu noktaya işaret ettiğini hatırlatırım: La ikrabe fi’d-din (Dinde zorlama yoktur) [Kur’an-ı Kerim, Al-i İmran: 256]. Eğer bu biraz daha geniş yorumlanacak olursa, “inançlarda, düşüncelerde herhangi bir baskının sözkonusu olamayacağı” sonucu çıkar.
Ben bir Müslümanım ve öyle kalacağım. Kendimi dünyadaki İslam davasının bir neferi olarak telakki ediyorum ve son günüme kadar da böyle hissedeceğim. Çünkü İslam, benim için güzel ve asil olan her şeyin diğer adı; dünyadaki Müslüman halklar için daha iyi bir gelecek vaadinin ya da umudunun, onlar için onurlu ve özgür bir hayatın, kısacası benim inancıma göre uğruna yaşamaya değer olan herşeyin adıdır.