Neden korktuğumu öğrenmek istiyorsun, öyle mi? Peki, söyleyeyim... Erkeklerden korkuyorum, evet, hemde çok korkuyorum. Ama kadınlardan daha çok korkuyorum. Ve, insanoğlu denilen türden çok fena korkuyorum.... Onlardan korkmak mı? Elbette korkuyorum onlardan. Allahın belası bir sırtlan sürüsünden kim korkmaz?
Korkuyorum dediysem, bu yalnızca kullandığım bir sözcük. Aslında onlardan nefret ediyorum. Seslerinden nefret ediyorum, gözlerinden nefret ediyorum, gülüşlerinden nefret ediyorum. Bütün bu boktan yaşantıdan nefret ediyorum. Zalim, aptalca ve ağza alınmayacak kadar iğrenç bir şey bu. Kendimi öldürecek cesareti bulamadım hiç, yoksa çoktan kurtulmuştum. Neyse, bu da benim cezam deyip geçelim.
Sokakta kendi kendine yürüyorsun. Ayağın bir şeye takılıyor. Karanlığın içine yuvarlanıyorsun. Orası geçmiş ya da belki gelecek. Ve biliyorsun ki aslında ne geçmiş var ne de gelecek, yalnızca bu karanlık var, hafif hafif, ağır ağır değişen ama hep aynı kalan.
Şu ayna, iyice tanıdık bir ayna.
"ooo, merhaba." diyor bana, "buraya geçen sefer baktığında çok farklıydın, değil mi? İnanır mısın, gördüğüm yüz binlerce yüzün her birini hatırlarım. Bir daha bana baktıklarında onlara geçmişten bir resim göndermek için hayaletler saklarım." bütün tuvaletlerdeki bütün aynalar aynı numarayı yapar bana.
Ama olabileceği kadar kötü değil bu. Tam bir ara zamandayım şu anda. İçkinin insanı güzel gösterdiği süreden, korkunç gösterdiği süreye geçmeden önceki zaman.