Eren

Eren
12 kütüphaneci puanı
87 okur puanı
Ocak 2023 tarihinde katıldı
İnsan yaşamı boyunca pek çok üzüntü yaşar. Bunların en büyüğü, vațansız bir insan olarak ülkesinden ayrılmanın üzüntüsüdür.
Sayfa 8 - Yar Yayınları
Edebiyatın En Tatlı Eşleşmeleri!
Peki ya sizin favori kitabınız hangi tatlı olurdu?
Suudi Kralı Faysal, Mısır heyetinin açıklamalarından etkilenmişti. Görüşmeden hemen sonra Mısır'a 2 milyar dolarlık yardım sözü verdi. Suudi birliklerinin Suriye cephesine gitmek üzere yola çıktığını bildirdi daha da ötesi, "Size verdiğimiz bağış değil; size verdiğimiz para, sizin verdiğiniz canlar ve gösterdiğiniz fedakârlıkların yanında hiç kalır." dedi. Arap-İsrail savaşı sırasında petrolün İsrail yanlısı ülkelere karşı siyasî koz olarak kullanılması bile, Araplar arasında birlik ve dayanışmayı güçlendirmeye yetmiyordu. Zira Kral Faysal daha sonra Kaddafi'nin Mısır için ne yaptığını sordu. Mısır heyeti, Kaddafi'nin 40 milyon dolar ve dört milyon ton ham petrol verdiğini söyleyince Faysal, "bu yeterli değil; paralarını diğer Arap ülkelerinde karışıklık çıkartmaya harcayacaklarına savaşa harcasalar daha iyi olur." dedi.
Sayfa 463 - Yakındoğu Yayınları
Kimsenin neden bir şey yapmadığı, Sedat'ın iki yıl sonra Rus istihbaratçı Yevgeni Primakova yaptığı açıklama sayesinde ortaya çıktı. Mısır ordusu Ariel Şaron komutasındaki İsrail birliklerini yok edecek üstünlüğe sahipti; ama Sedat, Kissinger'le yaptığı anlaşmadan dolayı buna izin vermemişti. Ebu İyad'ın zannettiğinin aksine, İsrail ordusunun Deversoir Koridoru'ndan sızmayı başardığı; ancak durumun hâlâ kontrol altına alınabileceği saatlerde Mısırlı komutanlar sızan İsrail güçlerine karşı saldırı planı hazırlamış; ancak bu, Enver Sedat'ın engeline takılmıştı. Genelkurmay Başkanı General Şazli bunu şöyle anlatıyor: “16 Ekim öğleden sonra durum değerlendirmesi işin başkomutanlıkta toplantı düzenlendi. Savunma bakanıyla, bölgeye sızan düşman kuvvetlerine 17 Ekim sabahı ağır bir darbe vurma konusunda anlaştık. Ancak sonra bir kez daha anlaşmazlığa düştük. "
Sayfa 452 - Yakındoğu Yayınları
Sadr, feodallerin ve savaş ağalarının düşmanlıklarının hedefi olsa da Lübnan'daki tüm kesimlerin saygı duyduğu bir şahsiyetti. Kiliseler de Sünnî camileri de onu misafir etmekten onur duyuyordu. Hıristiyanların davetiyle gittiği kiliselerde yaptığı konuşmalar gözyaşlarıyla dinleniyordu. Beyrut Üniversitesinde verdiği İslam ve Hıristiyanlıkta kadın hakları konulu konferanslara hem Hıristiyan hem de Müslüman kadınlar büyük ilgi gösteriyordu. Davet edildiği uluslararası konferanslarda ise Sünnî dinî otoriteler tarafından 'konferansın yıldızı' diye övülüyordu. İmam Musa Sadr, Lübnanlı Şiîlerin lideri olsa da ulusal bir şahsiyet olarak kabul ediliyordu. 1973 yılında Lübnan ordusu ile Filistinli gruplar arasında yaşanan çatışmalar, onun girişimleri sayesinde durdurulmuştu. Filistinliler, 1975'te başlayacak olan iç savaşın asli gerekçesi olarak gösteriliyordu. İç savaştan iki yıl önce 1973'te Lübnan hükümeti ile Filistinliler, İmam Musa Sadr'ın belirlediği ilkeler çerçevesinde 'Melkart Anlaşması'nı imzalamış ve uzlaşmaya varabilmişti. Eğer o ilkeler korunabilseydi, bir yıl sonra iç savaş başlamayabilirdi. İmam Musa Sadr, iç savaş başladıktan sonra da bunu durdurmak için en büyük çabayı gösteren lider oldu. Çatışmaların durdurulması için başlattığı açılık grevine Hıristiyanlar dahil tüm taifeler destek vermişti. İmam Musa Sadr'ın bu öncülüğü gerçekten de sonuç vermiş, Ketaib Partisi saldırılarını durdurmak zorunda kalmıştı.
Sayfa 305 - Yakındoğu Yayınları
Şiilerin yaşamış olduğu ülkenin güneyinin İsrail'e yakınlığı, İsrail'le aralarındaki savaş yüzünden özellikle Filistin Kurtuluş Örgütümensuplarının 1960'ın sonlarından itibaren yoğun bir şekilde ülkenin bu bölgesine akın etmeleri, ekonomi ve eğitim alanındaki gelişmelerden dolayı bölge halkının önemli bir kısmının Beyrut'a yoğun göçü; diğer gruplardan çok daha fazla mağdur durumdaki bu Şiî kitleyi sol hareketlerin çekimine hazır hale getirdi. Elbette bu EMEL ve Hizbullah hareketlerinden önceki sosyo-politik bir gelişmeydi. Bu dönemdeki sol oluşum ve hareketler, Filistin Kurtuluş Hareketi'ne destek vermenin yanında Lübnan'daki sistemin radikal bir şekilde reforma tabi tutulmasından yanaydı. Bu hareketlerin destek tabanını Şiîlerin yanı sıra toplumun diğer kesimleri de oluşturuyordu. 1970'lere gelindiğinde Komünist Parti'nin yüzde kırkını Şiîlerin oluşturmasına da şaşırmamak gerekir. Ayrıca Komünist Parti, Hristiyan Ketâib Partisi ve Dürzi İlerici Sosyalist Parti'den sonra ülkenin üçüncü en büyük siyasi partisiydi.
Sayfa 19 - Boğaziçi Yayınları