Resmedilemeyecek bu hikâyeyi belki yazar diye,bu yüzden anlattım oğlum Orhan’a. Hasan’ın ve Kara’nın bana yolladığı mektupları,zavallı Zarif efendi’nin üzerinden çıkan mürekkebi dağılmış at resimlerini çekinmeden verdim. Her zaman asabi,huysuz ve mutsuzdur ve sevmediklerine haksızlık etmekten hiç korkmaz. Hikâyesi güzel olsun da inanalım diye kıvırmayacağı yalan yoktur.
İnsan aslında,mutluluk resmindeki gülümsemeyi değil,hayattaki mutluluğu arar. Nakkaşlar bilir bunu,ama resmedemedikleri de budur. Bu yüzden hayattaki mutluluğun yerine,görmenin mutluluğunu koyarlar.
Oysa bütün katiller,sanıldığının aksine,inançsızlardan değil,fazla inananlardan çıkar. Nakkaşlık ressamlığa,ressamlık da hâşa Allah’a meydan okumaya açılan birer kapıdır.
Bu anlamda inançsızlığı yüzünden Zeytin gerçek bir ressamdır.
Şehirlerin zekası,barındırdığı âlimlerle,kütüphanelerle,nakkaşlar,hattatlar ve medreselerle değil,karanlık sokaklarında binlerce yılda sinsice işlenmiş cinayetlerin çokluğuyla ölçülmeli. Bu mantıkla İstanbul’un bütün cihanın en zeki şehri olduğundan hiç şüphem yok.