I hate the way you talk to me, and the way you cut your hair. I hate the way you drive my car. I hate it when you stare. I hate your big dumb combat boots, and the way you read my mind. I hate you so much it makes me sick; it even makes me rhyme. hate it, I hate the way you're always right. I hate it when you lie. I hate it when you make me laugh, even worse when you make me cry.
I hate it when you're not around, and the fact that you didn't call.
But mostly I hate the way I don't hate you. Not even close, not even a little bit, not even at all.
Nelerin ilgimi çektiğini tam olarak bilemeyebilirim ama nelerin çekmediğinden kesinlikle eminim.
Varoluşçu felsefeyi düşünmesi ve zihninde tam da bu sözün belirmiş olması, gece vakti atıldıkları bu maceranın gidişatına dair iyi bir işaret olmayabilirdi. Ama Camus aynı zamanda, “Başıma bir şey gelecekse, orada olmak isterim” de dememiş miydi?
Hayal edebileceğin her çeşit dünyada kendin olarak bir hayat yaşayabilirsin. Tek sınır kendi hayal gücün. İptal etmek istediğin pişmanlıklar konusunda çok yaratıcı olabilirsin
Ben bizim gibilere daha önce de rastladım," dedi Hugo. "Anlayacağın, uzun zamandır gidip gelme halindeyim. Bu süreçte araftakilerden birkaç kişiye de rastladım. Ben onlara öyle diyorum. Bize. Araftakiler. Bir yerde bilinçsiz halde serilip yatmış, yaşamla ölüm arasında kalmışken, kendimizi başka bir yerde buluyoruz. Herkesinki farklı bir yer. Kütüphane, videocu, sanat galerisi, kumarhane, lokanta...