Maalesef ekran karşısında veya sosyal medya ağlarında uzun zaman geçiren bir insanın iyilik hissi azalıyor. Tekin olmayan, güvensiz bir sürü yanlış eylemlerle dolu bir dünyada yaşadığımız hissini bize yayıyor. İyiliğin, güzelliğin hâkim olduğu, bire bir tecrübe edildiği imkânlardan bizi alıkoyuyor.
Bir yazar, "Yaşayanlar mezarlığı" diyor günümüz toplumunu anlatırken, İnsan, hatırası varsa canlıdır. Hatıraya girebiliyorsa, hatıraların kutsi saatinde yaşayabiliyorsa, orada soluk alıp verebiliyorsa, ölmüşlerini şimdi yanındaymış gibi yâd edebiliyorsa canlıdır. Biz hatıra oluşturamıyoruz, deneyim oluşturamıyoruz, bir şeyi tam manasıyla, ruhumuzu onun içine gömerek tecrübe edemiyoruz. Bu da bizi köksüz ve öksüz, ve hayata karşı ümitsiz bırakıyor.
Kendimizle yüz yüze geldiğimiz ,sessiz kalabildiğimiz anlar ayırmamız lazım hayatımızda. İnsan hep kitap okumayabilir, bir sohbette bulunmayabilir; ama kendi başına sessizce oturup tefekkür etse dahi hayatına büyük bir anlam katmış oluyor.