Vefâ, gözünü önünde duran basamaklardan ayırmadan, uzata uzata, "Babalar, babalar, babalar.." dedi. Hasan'a döndü, "Keşke o kadar baba yerine bir tane annen olsaydı, belki de bambaşka bir hayatın olurdu."
Hasan, şaşkınca, "Olmaz olur mu, dünya tatlsı bir annem
var,' dedi.
"Emin misin?" diye sordu Vefa.
Yaşadım, öğrendim.
Ne zaman ki sen, su senin eski ayakkabılarını ayağını sıka sıka giymek zorunda kalan Mevlüt gibi isci olmaktan korkmazsın, o ne zaman gece yattığında emeğinin karşılığını almayı değil de patron olmayı hayal etmekten vazgeçer, o vakit gel beraber dökülelim meydanlara. Ama o zamana kadar, su atölyenin dışında ne bok yersen ye fakat burada bilir bilmez konuşma,' dedi."
Bir sehir kac kere ölürdü ya da daha doğrusu, bir sehir kac kere öldürülürdü?"
Aslında şehir, ne otobüsün ne trenin ne de gagalı sarı dolmuşun penceresinden akıyor, kaderine razı bir şekilde oylece duruyordu.
Akıp giden, hayattı.
Bu adam kim acaba? Fuat Abi'nin babası mi? Cok benziyorlar, ikisi de upuzun. Gözleri de aynı. Gerçi bu amcanin burnu kocaman. Patlıcan gibi desem annem kızar. Aslında bana değil, Allah'a kızması lazım. Gelip adamın yüzüne patlicanı konduran o.