Yalnız yaşamak, eve girip de kapınızı kapattıktan sonra sizi takip eden düşmanlarınızdan sıyrılmış ve bugün de hayatta kalmayı başarmışçasına derin bir nefes almaktır.
Yalnız yaşamak, aileden de olsa, annen de olsa, bak annen bile olsa diyorum buraya dikkat kesil, birkaç günden fazla kalan tüm misafirlere karşı tahammülsüzlük, sehpadaki bardak izlerine göz belertmek, halıdaki sigara küllerinden kavga çıkarmaktır.
Yalnız yaşamak, eve gelen bütün kurye, kargo, ne varsa, hiçbiriyle karşılaşamamak ve gidip tırıs tırıs şubelerini bulup sana gönderilen şeyleri oradan almaktır.
Yalnız yaşamak, evde çırılçıplak dolaşırken ayna karşısında dakikalarca orana burana bakmak, tam bu sırada zil çaldığında, eline geçen en saçma kıyafetlerle kapıyı açmak, oradan oraya koştururken serçe parmağı mutlaka bir yerlere çarpmaktır.
Yalnız yaşamak, buzdolabını sadece içeceklere ayırmak, evde ne zaman sıcak bir şey pişirdiğini hatırlamamak, haftada bir kez bulaşık makinesi, bir kez de çamaşır makinesi çalıştırmaktır.
Yalnız yaşamak, istediğin saatte uyuyabilmek ve istediğin saatte uyanabilmek, işin en güzeli de, istediğin kişiyle uyuyup, istediğin kişiyle uyanabilme özgürlüğüne sahip olmaktır.
Yalnız yaşamak, 4 ya da 6 kişilik yemek masasını yılda sadece iki kere kullanmaktır.
Yalnız yaşamak, evinizden ayrı kaldığınızda, en iyi otelde ya da en yakın arkadaşınızda bile kalsanız, evi özlemek ve ertesi gün döndüğünüzde “insanın evi gibisi yok be” demektir.
Yalnız yaşamak, tatile çıkarken evdeki tüm fişleri prizden çekmiş, elektriği ve suyu kapamış olduğun halde, deniz kenarında güneşlenirken birdenbire evi hatırlayıp “acaba buzdolabının fişini çekmese miydim lan?” diye düşünmektir.
Yalnız yaşamak, ev anahtarına gözünüzün bebeği gibi bakmak, dışarda bir yerde mutlaka yedeğini bulundurmak,