Ertuğrul Çağlar

Kuş ve kafes
Sabahın doğan güneşi kısılmış gözlerini aydınlatmış, parça parça gölgelenen kısımlarıyla geldiğini haber edercesine aydınlatıyordu. Ağzıyla iyi bir yemeğin ardından yapılan harekete benzer birkaç hareketi yapmış ve düştüğü boşluktan kurtulmak ister gibi çevresine bakınıyordu. Odanın ortasında bir masa, masanın çevresine yerleştirilmiş iki koltuk bulunuyordu. En köşede yalnızlığıyla başbaşa kalmış bir muhabbet kuşu kafesini turluyor, özgürlüğünü kazanmak ister gibi melodiler besteliyordu. Oysa kafesin içerisinden ne de kötüydü dışarısı. Fakat orada öylece durmuş, kanatlarınızın sığacağı bir gök olmadan beklediğinizde dışarının mı yoksa içerinin mi daha kötü olduğunu bilemeyeceğiniz hallere düşebiliyorsunuz. Bu zavallı hayvan da böyle bir durumdaydı. Kafesin içerisinde o kadar çok vakit geçirmiş, o kadar çok dışarıyı bir yabancı gibi izlemişti ki kafeste hapsolmanın her türlü kötü hissiyatının dışarıdaki hayatı izlemekten kaynaklandığını düşünür olmuştu. Baktı öylece odada gezinen sahibine. Başladı melodisini söylemeye: - "Çok zor burdan dışarısı, yaşamak için çok zor. Yanılmadım, biliyorum." Sesinden rahatsız olan sahibi: - "Şşt bakiyim sus zaten işim başımdan aşkın, bula bula bu zamanı mı buldun iğrenç sesini çıkaracak?" Kuş anlamamıştı, ama sahibinin tavrında onun içine dokunan canını yakan bir şeyler sezinlemişti. İstenmediğini anlar gibiydi. Her günü böyle geçiyordu, gün geçtikçe alışırım diye düşünen hayvanı beklentileri haksız çıkarmıştı. Aksine her gün öncekilerin üzerine eklenerek daha da büyüyordu. Melodisi yarım kalan kuş tamamlamaya kararlıydı. Önce silkindi ve tüylerini kabarttı. Kararsızdı ama onu harekete geçmeye itiyordu içinde bulunduğu durum. Nedenini bilmediği şekilde bir kartal oluverdi. İçinde bulunduğu kafesi de yanına alarak uçuverdi. Havada
Edebiyat