Çılgınca, kontrolsüz yaşanan hayatları havsalası almaz, insanın kendini kontrol edebilmesinin en büyük erdem olduğuna inanırdı. Ama bu katı düşüncelerine rağmen, çevresindeki insanların tutkularına en büyük saygıyı gösteren de oydu.
Kendini ezmekten hoşlandı, üstüne gitti düşüncelerinin, kendini böylesine apaçık görebilmeyi kabul etmesi bile büyük cesaretti, yeni tanıdığı cesaretini sevdi.
Bir burukluk duydu. Hiçbir şey saf hâliyle, rafine hâliyle kalmıyordu. Berrak sulara mürekkep damlar gibi bulanıyor, dumanlanıyordu.
(...)
Sorun buydu. Suyu berraklaştırmaya çalışırken bulandırmak. Herkes arıyor, ama daha karışık, daha aykırı, daha bulanık şeyler buluyor, aradığından uzağa düşüyordu.
Yazarlar sıradan sandığımız insanları evirip çevirirler, başka bir gözle bakarak onlardan yeni insanlar yaratırlar. Bu yeni gözle biçimlenmiş insanlar, artık bizim için sıradan değildirler, birer kahramandırlar. Gerçek hayatta da gizli bir elin onları alıp yeniden biçimlemesini isteriz. Bir el, deriz, bizi de biçimlese, biz de kendi hayatımızın kahramanı olsak. O el kendi elimizdir oysa.