9/10
·83 syf.··
2026 5. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 02:45
Bazı kitapların yüzlerce sayfa boyunca anlattığını, bazıları yalnızca birkaç sayfada anlatabilir. Stefan Zweig'in Satranç adlı eseri de tam olarak bu ikinci gruba giriyor. Kısa hacmine rağmen okurunu uzun süre etkisinde bırakan, insan psikolojisinin derinliklerine inmeyi başaran güçlü bir anlatı. İlk bakışta satranç oyunu etrafında şekillenen bir hikâye gibi görünse de eser aslında yalnızlık, baskı, özgürlük, zihinsel dayanıklılık ve insan ruhunun sınırları üzerine düşündüren katmanlı bir metin. Zweig, satranç tahtasını yalnızca bir oyun alanı olarak değil, insan zihninin iç çatışmalarını yansıtan sembolik bir sahne olarak kullanıyor. Yazarın sade fakat etkileyici üslubu sayesinde kitap bir solukta okunuyor. Ancak okuma süresi kısa olsa da bıraktığı düşünceler uzun süre zihinde kalıyor. Özellikle karakterlerin psikolojik çözümlemeleri, Zweig'in insan doğasını gözlemleme konusundaki ustalığını gösteriyor. Satranç, yalnızca bir satranç karşılaşmasını değil; akıl ile tutku, özgürlük ile esaret, dayanıklılık ile kırılganlık arasındaki mücadeleyi anlatıyor.
SatrançStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020278,8bin okunma
“Bu hal nedir Ya Rab?... Kurtuluş yok mu?... Her esaretten kurtulsa hislerini de öldüremez ya?... Zaruri sevgi bile esaret...”
Sayfa 121·Kitabı okudu
Eğemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir.
10/10
··
Beğendi
Rousseau, İnsanın doğuştan özgür olduğunu ama toplumsal yaşamın getirdiği kurallarla her yerde zincire vurulduğunu söylüyor. Bu esaret zincirini kırmanın tek yolunu da ortak çıkarları ve adaleti temsil eden "Genel İrade" kavramıyla açıklıyor. Ona göre meşru bir devlette yasalar, çoğunluğun anlık isteklerine göre değil, toplumun tamamının iyiliğini hedefleyen bu ortak akla göre yapılmalı. Yani birey, bizzat kendisinin de parçası olduğu bu genel iradeye itaat ettiği sürece aslında yine kendi iradesine uymuş oluyor ve doğasındaki o özgürlüğü kaybetmiyor. ​Ancak Rousseau'nun kafasındaki bu ideal sistem, bugün bizim bildiğimiz cumhuriyet yapısıyla fena halde çelişiyorr. Çünkü Rousseau, günümüz demokrasilerinin kalbi olan meclisleri ve temsili demokrasiyi tamamen reddediyor; halkın kendi iradesini vekillere devredemeyeceğini, yasaları doğrudan kendisinin yapması gerektiğini savunuyor. Üstelik gücün tek elde toplanmasını engelleyen güçler ayrılığı ilkesine de karşı çıkıyor. Egemenliğin bölünemez bir bütün olduğunu, yasama gücünün sadece halkta kalması gerektiğini ve hükümetin ise sadece halkın basit bir memuru olduğunu söyleyerek modern anayasal sistemlerin mantığına tamamen ters düşüyor.
Duygu ve Düşünce
Toplum SözleşmesiJean-Jacques Rousseau · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201917,9bin okunma
İzmir'de Yunan İşgali
Gazeteci Hasan Tahsin'in Yunan alayının sancaktarını vurmasıyla birlikte iki gündür barut fıçısına dönen şehir âdeta infilak eder. Süngülü Yunan askerleri, başta 17. Kolordu Karargahı'ndaki Türk subaylar olmak üzere, 1000'e yakın Türk'ü katlederler. İzmir'in böylesine kanlı bir şekilde işgali tüm yurtta büyük bir infiale sebep olur. Buna rağmen Yunanlar durmaz ve 26 Mayıs'ta Manisa'yı, 27 Mayıs'ta da Aydın'ı da işgal ederler. Böylece mütareke uygulamalarına karşı siyasi çözüm arayışları sona ermiş, istiklal için silahlı mücadele dönemi başlamış olur.
Alıntı
Demek ki evlilik yalnızca sevdiğinde hayat , sevmediğinde esaret oluyordu.
Sayfa 337