İnsanlar arasındaki günah ve ceza konularındaki dayanışmayı anlıyorum, ama çocuklara uygulanamaz bu. Yok, eğer babalarının günahlarında bunların da payı varsa, bu, dünyamızın dışında bir gerçek olur, bu kadarını aklıma sığdıramam. Belki şakacının biri, çocukların nasıl olsa büyüyünce günah işleyeceğini söyler; ama anlattığım yavru büyümeye vakit bulamadan, daha sekiz yaşında köpeklere yem edildi…
Ama çocukları hırpalamaktan pek hoşlanırlar, hatta çocukları bu anlamda severler. Canavarları, karşısındakinin aczi kendini koruyamayan, kimseye sığınamayan bir yavrunun melekvari, safça güveni büsbütün kışkırtır. Bütün bunlar zalimin damarlarındaki kötü kanı kızıştırır. Şüphesiz her insanda bir hayvan gizlidir; hiddet, hırpalandığı kurbanın haykırışlarından kabaran şehvet hayvanı sefahatin verdiği kötü hastalıkların, nekris, böbrek, vb. İlletlerin hayvanı, zincirden boşanmış bir canavar… O zavallı beş yaşındaki kıza aydın geçinen ana baba çeşitli eziyetler ederlerdi.
Biz gene de sadece çocuklar üzerinde duralım. Bunda kaybeden de benim tabii. İlkin çocukların kirli, çirkin olanları (hoş, bence çocuğun çirkini yok ya) yakından da sevilebilir, ikinci olarak, çocuklar suçsuzdur; büyüklerden söz açmamamın nedeni iğrenç oluşları, sevgiyi zaten hak etmemiş bulunmaları… Buna karşılık elmayı tadarak iyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu öğrendiler, “Tanrılaştılar” … Elma yemekten vazgeçmeyi düşündükleri de yok. Çocuklar bir şey yemedikleri için henüz suçsuzdurlar. Çocukları sever misin? Sevdiğini biliyorum, niçin yalnız onları ele almak istediğimi anlarsın. Yeryüzünde acı çekmeleri elbette babalarının yüzündendir…
Budalallık düzdür, kurnazlıktan yoksundur; zekâ hileye, sinsiliğe başvurur. Beni umutsuzluğa vardıran durumu ne kadar budalaca ortaya serersem o kadar kârlı olurum.
Bizim çocuklar; sizinkiler değil, bizim, hor görülen, ama gene de soylu dilencilerin evlatları henüz dokuz yaşlarına bastıkları zaman bu dünyanın gerçeğine ererler. Zenginler bunu mezara kadar başaramaz.