Nûr

“Bir insan nasıl olur da her şeyini kaybedebilirdi? Haydi diyelim ki malını mülkünü, arkadaşlarını, annesini, babasını kaybedebilir; ama nasıl olur da başının üzerindeki ayı, yıldızları kaybedebilirdi? Bir nesne var olduğu halde insanın içinde neler olup bitiyordu da o nesne birden onun için yokluğa dönüşüyordu?”
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
“Zaten insanların terapiste gitme nedenlerinden biri de budur: “ne istediğini bilememek.”
“Üstelik insan derdini anlatmadan, konuşmadan nasıl teselli bulabilirdi ki? Yine de ısrarlıydı. Hiç konuşmadan bir teselli bulacaksa bulacak, yoksa yalnızlıkla dinlenmeye devam edecekti. Kimseye içini açmak istemiyordu. Birisi leb demeden leblebiyi anlayabilmeli, içinden geçenleri okuyabilmeli, ruhuna dokunabilmeli, kalbinin en hassas yerine ulaşabilmeli, onu sarıp sarmalayabilmeliydi. Yoksa o susacaktı. İnsanlar aya gidebilirlerdi; ama böyle bir ilişki kurmaları hiç de kolay değildi. Sadece bir bakışla, belki bir tebessümle, sessizce sessizliğin diliyle bir ilişki kurmak zordu. Ama böyle bir ilişki olmalıydı.”
“İçindeki yalnızlık bir türlü yatışmıyordu. Hayat başkalarıyla ne kadar yaşanırsa yaşansın, insan yalnızlığını aşamıyordu. O da en sonunda bunu aşmaya çalışmayı bırakmış, yalnızlığında dinlenmeye karar vermişti.”