• Ben gene eskisi gibi dünyadan uzak ve daima tasavvurlarımın ve iç dünyamın bir oyuncağıydım.
  • "Gerçekten bucak bucak kaçıyorum." diyordu. Birini sıkıntıda görünce çocuk gibi ortadan kaybolmak istiyorum. Korkaklıktan değil; kendimi onun yerine koymaktan. İnsanların karşısında bazen de o eski aptalca utangaçlığım yüzünden dikilip kalıyorum. Gitmek gerektiği halde bir türlü uzaklaşamıyorum. Her zaman gerekenin tersini yapıyorum, çocuklar gibi. Kitaplarla, yani bir çeşit masal dünyası ile hayatı karıştırıyorum eskisi gibi. Galiba gittikçe de düzeltilemez oluyorum bu konuda. Masalın nerede bittiğini, hayatın nerede başladığını farkedemiyorum. Bazen, suratıma bir garip bakıyorlar; o zaman uyanır gibi oluyorum.
  • 208 syf.
    Hayat savaşın çocuklarına acımasız yüzünü çok erken gösterir. Kendi dünyalarında henüz anlamlandıramamışlarken hayatı , soğuk ve buzdan gerçeklerle çevrilmiştir ömürleri. Tarih boyunca dünya üzerinde milyonlarca çocuk , kalplerini saran korku ve güvensizlik içinde yaşama direnirlerken ; bazen bir bomba sesi , bazen evlerinden zorla sürgün edilirken , veyahut gözleri önünde aileleri katledilirken çaresiz gözlerle bakakalırlar. Uykuları , olabildiğince endişeli ve kaygılıdır. Çocuk dünyaların da herşey olabildiğince saf ve temizdir. Çocuklar işte , dünyanın masum , en çıkarısız varlıklarıdır. Keşke yeryüzünde hiç bir çocuk üzülmese , kırılıp örselenmese yüreği...

    Sokaklarda dilediği şekilde koşup , sek sek oynasa . Keşke ; hiç bir çocuk dili , dini , ırkı ve etnik kökeni yüzünden ötekileştirilmese , sınıflara ayrılmasa. İnsana miras kalan en temiz geçmiş çocukluktur . Keşke düşleri ellerinden alınmasa , ve hayat hep onlara iyilik ve güzellik verse . Temenniler uzar da gider .

    ....

    Mümkün müdür böyle bir dünya?
    Sanırım hayır!

    Dünya üzerinde vahşet hiç bitmedi ki . İnsan olduğu için , hoş görülmedi ki kimse . Bugün Filistin'de , Arakan'da , Yemen'de , ve daha nice yerlerde başını yastığa rahat koyamayan , belki de yıkanacak sıcak suyu bile olmayan , ninni yerine bomba sesleri dinleyen milyonlarca çocuk vardır . İnsan vardır . Kimliği etnik kökeni yüzünden hunharca katledilen vahşi şekillerde kamplarda ölüme terk edilen nice tarih olayları vardır bu yeryüzünde. Gücümüz yetmediğinden zulümleri dindirmeye , ellerimizde onlar için sadece dua vardır. Etnik kökeni ne olursa olsun , kalplerimiz dünyanın masum çocukları için yanıp yakılmaktadır. Sadece bir avuç dua ile ne değişir demeden ısrarla ve sebatla dua etmek vardır bizimde kaderimizde.

    Dokuz yaşındaki Bruno ; henüz hayatı yeni tanımaya başlamışken çok sevdiği Berlin'den ve arkadaşlarından ayrılmak zorunda kalmıştır. Babası Almanya Yahudi toplama kampına komutan olarak gönderildikten sonra hayatı bir daha eskisi gibi olmayacaktır. Bruno Out-wiht' deki yeni evlerine alışmakta zorlanmakta ve burayı asla sevmemektedir. Odasının penceresinden dışarıya baktığında tellerle örülü, sınırları çizilmiş barakalar ve üstlerinde tek tip kıyafet bulunan nice insanlar görmektedir. Çizgili pijamalı insanlar ve çocuklar.
    Her ne kadar Bruno kendi anlam dünyasında gördüklerini yorumlamaya çalışsa da , asla anlamayacağı şeyler olacaktır bu dünyada. Bruno , macerayı , araştırmayı çok seven bir çocuktur. Herşeyin iyi tarafını gören keşifler yapmayı bilen yetenli bir çocuktur. Tel örgüler etrafında yaptığı uzun bir yürüyüşten sonra , çok uzakta bir nokta gördü , nokta biraz daha belirginleşip benek oldu , ve benek küçük bir çocuk oldu. Çizgili pijamalı ve kafası tıraş edilmiş bir çocuk görür. Çocuk çok zayıf ve hayli üzgün görünüşlüdür. Bruno da tel örgülerin kendi tarafına aynı diğer çocuk gibi oturur ve çocukla sohbet etmeye başlarlar. Çocuğun adının Schmuel olduğunu öğrenir. Kısa bir süre sonra Bruno'nun her öğleden sonra tel örgü boyunca yürüyüp yere oturarak Schmuel ile sohbet etmesi bir rutine dönüşmüş, aralarındaki dostluk giderek perçinleşmiştir. Bruno ve Schmuel birlikte sohbet etmekten artık büyük mutluluk duymaya ve Bruno kendini eskisi kadar yanlız hissetmemeye başlamıştır.

    Kitabın ; en etkili tarafı konusu ve bir çocuk dilinden anlatılan en masum ve samimi seslenişini içeriyor. Kitap , çocuk kitabı olsa bile her kesimden insana hitap ettiği ve okuyanların uzun bir zaman etkisinden kurtulamayacağını düşünüyorum. Sonuyla ilgili birşey yazmak istemedim çünkü ; okuyup hissetmeniz en doğrusu. Kitap , öldürürücü darbeyi sona saklamış durumda. İçimi acıtan sancıtan bir sondu. Kalbim hala ; Bruno ve ailesi ve tabi en iyi arkadaşı Schmuel için sızlamaktadır. Sanırım bir süre de etkisinden çıkamayacak , zihnimi hikayesiyle meşgul edecektir. Kitap benim tavsiye listemdedir.

    İyi okumalar....
  • Kinim bitti ağrım geçti sarsılmalarım dindi . İnsan bunlar olurken eskisi gibi kalamıyor , insan bunlar geçip giderken bir müddet kendinden geçiyor , geçmez zannettiğim sevgim bile geçti , geçip gitti.
  • ellerin kalsın ellerin, titrediğini görme. başın mı? oyala az bir umutlandır. kimseyi eskisi kadar.. yok, düşünme! sevememek biraz yorgunluktandır. hani o günlerdeki gibi.. yine her şey düzelir.
    Gülten Akın
    Sayfa 34 - Yapı Kredi Yayınları - 4. Baskı: İstanbul - Ocak, 2018
  • "....... Babam bana dağ ve denizin aynı şeyler olmadığını söyledi. Deniz herşeyi temizler.Bizi bile tepeden tırnağa temizler. İçimizi dışımızı."
    "Mesele şu ki, deniz artık eskisi gibi değil."
  • 556 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Büyük Buhran döneminde Joad, bir süre evinden ayrı kaldığı evine döner. Ama hiçbir şey eskisi gibi değildir. Traktörün gelmesiyle arsa sahipleri borçlanmış, borçlarını ödeyemez duruma düşüncede her şeylerini satıp California’ya üzüm, şeftali, pamuk toplamaya gitmişlerdir. Joad ve ailesi de ellerindeki birkaç dolarla California’ya çıktıkları macerayı anlatan romanı okurken tüm yoksulluğu, sefaleti hissedeceksiniz.