Fakat yüzüne bakmaya cesaret edemedim. Hayattaki diğer her şeyden daha berbat bir utanç vardır. Katilinin gözlerinin içine bakmak zorunda kalan kurbanın utancı. Bu, yaratılanın yaratandan utandığı andır.
Fakat ruhunun derinlerinde bir sancı saklıydı. Olduğundan farklı olma arzusu. Bu, bir insanın kaderden yiyebileceğim en büyük silledir. Olduğundan farklı olma arzusu: kalpte yanan hiçbir arzu daha acı verici olamaz. Çünkü insan hayata ancak kendi kendisi ve dünya için taşıdığı anlamla uzlaşarak katlanabilir. 
Olgular konuşur; hani derler ya: Hayatın sonuna kadar doğru olgular itiraflarını, işkence sandalyesindeki sanıklardan daha yüksek sesle haykırır. Sonunda her şey yanıp biter, orada da yanlış anlaşılacak bir şey yoktur. Fakat kimi zaman olgular yalnızca sonuçların zavallı tezahürleridir. İnsan yaptığıyla değil bu yaptığının arkasındaki amaçla kendinin suçlu hale getirir. Her şey amaçla saklıdır.
Beni anneme, sana ve Krisztina’ya bağlayan duygu hep aynıydı, aynı özlem, aynı arayış içindeki umut, aynı umutsuzluk, hazin istek. Çünkü daima “ötekini “severiz, daima onu ararız, hayatın bütün koşullarında ve değişikliklerinde… Bunu biliyor musun? Hayatın en büyük sırrı ve en büyük hediyesi aynı türde iki insanın karşılaşmasıdır.
Derin, çok derinden hisli bir kitap.
Nasıl bir farkındalıktır bu yaşama dair ,nasıl bir bakıştır hayranlıkla yüreğimde hissederek okudum.
Ve sıklıkla şunu şunu düşündüm her şeyin matematiği kurulabilir entelektüel açıklamaları getiştirilebilir belki de peki hisler, intikam bu açıklamalardan nasıl etkilenir?
Henrik gerçekten alabildin mi intikamını, asabilecek misin resmi duvara?