Gerçek özgürlük bizi en çok korkutan şeyleri yapmakta yatar. Bir adım atın, bir şey kaybetmeyecek, tam tersine hayatı bulacaksınız. Bazen tüm korku, üzüntü ve kaygılanmıza büyük oranda uyup, güvenli bir hayat yaşamak yapabileceğimiz en tehlikeli şeylerden biridir. Korkuyu yaşamınızın kalıcı bir parçası haline getirmeyin: korkuyu terk etmek ya da en azından korkuya karşın yaşamak şaşırtıcı biçimde ve paradoksal olarak sizi güvenli bir yere götürür. Duraksamadan sevmeyi, tedbir almadan konuşmayı ve kendini savunmaya geçmeden umursamayı öğrenebilirsiniz.
Diğer insanların düşüncelerini dikkate alır bir hale geldiğimizde, gücümüzü de vermiş oluruz. Bu gücü yeniden ele geçirmek için bunun sizin hayatınız olduğunu hatırlayın. Önemli olan sizin ne düşündüğünüzdür. Karşınızdaki kişileri mutlu etme gücüne sahip değilsiniz, ama kendinizi mutlu etme gücüne gerçekten sahipsiniz. Onların düşündüklerini kontrol edemezsiniz; aslında düşündüklerini nadiren etkileyebilirsiniz. On yıl önce memnun etmeye çalıştığınız insanları yeniden düşünün.Şimdi neredeler? Olasılıkla bugün hayatınızda değiller. Hayatınızda bir yerleri varsa da büyük olasılıkla hala onların onaylamalarını kazanmaya çalışıyorsunuzdur. Bundan vazgeçin. Gücünüzü geri alın. Kendinizle ilgili kendinize ait bir görüş oluşturun.
G. M. Trevelyan "Walking" [Yürüme] isimli yazısına şu sözlerle başlar: "İki doktorum var; biri sol diğeri de sağ bacağım. Zihnimle bedenim ayrı tellerden çalmaya başladıklarında (üstelik bu ikiz kısımlarım birbirlerine öylesine yakın ikamet ederler ki, birinin melankolisini diğeri hemen kapıverir), çabucak iyileşmek için hemen doktorlarımı çağırmam gerektiğini bilirim... Düşüncelerim, isyan çıkan bir gemiyi ele geçirdikten sonra güvertede azıp tozutan eli kanlı asiler gibi güne başlasa da, akşamleyin hava karardığında onları, oyun oynarken itişip kakışan küçük izciler gibi ellerinden tutup eve getiririm."