Yaşamanın bu kadar zahmetli olmasını daima hayret verici bulmuşumdur. Kimse de bu konuda beni uyarmadı.
Keşke biri bana "Sybil, denizin dibinden habire yılanlar çıkacak ve ayaklarına dolanacak," demeyi akıl edebilseydi.
İçimde yükselen ama sonunda yine de sessiz kalan, insanlara gerçekliğin sıradan sıkıcılığını anlatma dürtüme her seferinde yenik düşerim. Sonra hemen, diğerlerinin de olup biten her şeyin ne denli acınası olduğunu bildiklerini fark ederim. Bu sefer de o insanların sahip olduğu bu bilgiyi kasten mi gizli tuttukları, yoksa başka nedenlerle mi bu konu hakkında konuşmak istemedikleri meselesi meşgul eder zihnimi. En sonunda da hepimizin bu apaçık zavallılıkla nasıl bu kadar iyi baş edebildiğimiz sorusu belirir.
Çocukken benim için lüks, kürk mantolar, elbiseler ve deniz kıyısındaki villalardı. Daha sonra, bunun entelektüel bir yaşam olduğuna inandım. Şimdi bana öyle geliyor ki lüks aynı zamanda, bir erkeğe ya da bir kadına olan tutkuyu yaşayabilmektir.