These little things make all the great difference. When they are gone, you must fall back upon your innate strength, upon your own capacity of faithfulness.
“Bütün farkı yaratan o küçük şeylerdir. Onlar yitip gittiğinde, insan kendi özündeki kudrete, sadakat gösterebilme kudretine sığınmak zorundadır.”
They- the women I mean- are out of it- should be out of it. We must help them to stay in that beautiful world of their own, lest ours gets worse.
Onlar—kadınlardan bahsediyorum—kendilerinden geçmiş durumdalar; öyle de olmalılar. Biz, onların kendi güzel dünyalarında kalmalarına yardımcı olmalıyız; aksi takdirde bizim dünyamız daha kötüye gider.
… Bahçe karanlığa gömüldü. Karanlık bir toprak parçasından ibaretti. Her bir santimi yağmur yemişti. Her bir çimen ucu yağmurdan eğilmişti. Gözkapakları yağmurdan ötürü kapanırdı. İnsan sırtüstü yatınca keşmekeşten ve kargaşadan başka bir şey görmezdi- dönüp duran bulutlar ve karanlıkta hafif sarı renkli ve kükürtlü bir şey.