Ah, hayatı ekşi bir elmaymışçasına dişliyor, dişliyorum. Kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyorum onunla, mutlu oluyorum. Peki mutlu olmak nedir? Durmaksızın süregiden bir şey. Benim yaptığımdan daha iyi bir şey var, ilerlemenin makul hayaliyle kışkırtılarak ilerlemenin yollarını bulacak, kendimi daha fazlası, daha fazlası için – öğrenmek için kamçılayacağım. Daima.
Hayat, yoğun bir çizelge dahilinde, meşgul insanlardan oluşan bir sincap kafesinde deliler gibi koşuşturmaktı. Çalışmak, yaşamak, dans etmek, hayal kurmak, konuşmak, öpüşmek; şarkı söylemek, gülmek, öğrenmekti.
En büyük sorunum, kıskançlık. Erkekleri kıskanıyorum. Pasif ve dinleyen değil, aktif ve faaliyet halinde olma arzusundan doğan bir haset bu. Erkekleri, fiziksel özgürlükleriyle iki hayat -kariyer ile cinsel ve aile hayatı olmak üzere- yaşayabildikleri için kıskanıyorum. İçimdeki haseti unutmuş gibi yapabilirim; ne olursa olsun, sinsi, kötücül, üstü örtülü bir şekilde hep orada.