Satranç Adam ilk başta bir ön yargıyla okumayı sürekli erteleyeceğiniz bir kitap gibi görünse de sayfaları çevirdikçe bağımlısı olacağınız sürekliliği olan, heyecanınızı canlı tutacak muhteşem bir kitap. Kurgusu o kadar ince düşünülmüş bir titizlikle tasarlanmış ki Jeffrey Burton bunu nasıl yazmış , nasıl düşünmüş, nasıl da gözden kaçırmamış hiçbir ayrıntıyı diye düşünüp kafayı yiyebilirsiniz.
Sonra, insan tabiatının ömür boyu öğrencisi olan Cady, Özel Ajan Beth Schommer’ın gözlerini okudu. Gözleri diyordu ki: Ölü insanlar masal anlatamazlar. İz bırakmadan 4 el ateş edecekti. Tıbbi bir terslik gerçekleşmesin diye iki el de kafasının arkasına sukacak, Cady’i ortadan kaldıracak, silahı helikopterin içine ya da çatının arka taraflarına fırlatacaktı. Sonra da Ajan Preston’a anlatacağı saçma bir hikaye uydurarak, birinci kattaki güvenlik masasına koşacaktı. Jund ve Liz şüphelenmeye başladıklarındaysa, onu bulup barut artığı testi yaptırmak için çok geç olacaktı. O zamana kadar avukatları onu saklarlardı.
Westlow çok yaklaşmıştı, yavaş yavaş kadına sokuluyordu.
…
Westlow’un tekmesi hedefe ulaşırken, kadının elindeki uyduruk silah çok yakın menzilden ateş aldı ve her ikisi de bovling labutu gibi arkalarına devrildiler.
…
” O burada Jake…” dedi Cady. “Mary burada.”
Westlow’un kafası yavaşça yere doğru kaydı.
“Mary…” diye fısıldadı.
Ve öldü.
“Uzun adam benim kullandığım boks taktiklerine ve tekmelere alışık. “ diye durumu değerlendirdi kafasında Westlow.
“Bu beyhude taktiklerle ileri atılmak intihar sayılır.”
Westlow, ölmeyi kendine yedirebilirdi ama kendine yediremeyeceği şey, bu fena ağrı yüzünden mücadeleyi kaybetmek olurdu. Durumu tersine çevirme, taktik değiştirme zamanı gelmişti.