İnsanın, yeryüzünde Allah'ın halifesi olması; Allah'ın verdiği yetenekleri yine O'nun irade ve emirleri doğrultusunda kullanarak maddî ve manevî bakımdan yeryüzünü O'nun adına imar ve inşa etmesi, bir denge ve düzen içinde Allah'ın rızasını umarak orada hükmetmesi anlamına gelmektedir. Allah böyle bir makamı insana lütfetmekle; külli iradesini,ona verdiği cüz'i iradeyle gercekleştirmek istemektedir. İnsan bu yeteneklerini seytani ve nefsi adına ve süfli hedefler doğrultusunda kullandığı takdirde halife hilafete, dolayısıyla da müstahlife ihanet etmis olur. Bu görevi yerine getirmesi için insana verilen yetenekler, ona üflenen ilahi nefha ile insana intikal etmiştir.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İnsanın manevî yapısı ise Yüce Yaratıcı'dan armağan olan ulvi bir ruha dayanır. İnsanın,maddî varlığını devam ettirebilmek için bu varlığının kaynağı olan topraktan beslenmesi gerektiği gibi, manevî varlığınında kendi öz kaynağından beslenmesi gerekmektedir. Bu beslenme;“Biliniz ki, kalpler ancakAllah'ı anmakla huzur bulur." âyetinde zikir kavramıyla özlü bir şekilde ifade edilen iman ve itaate dair her şeydir.
Hasan Basri'den:
"Dünya üç gündür:Dün içindekilerle beraber geçip gitti. Yarına gelince, muhtemelen sen ona yetişemeyeceksin. İşte bugün senin günüdür. Onu değerlendir.