Esra kaya

OKUMAYLA barıştırmanın tek şartı şu: Karşılık olarak hiçbir şey bek­lememek. Ama hiçbir şey. Kitabın etrafına okuma öncesi edinilmesi gereken bilgilerden bir siper dikmemek. En küçük bir soru bile sor­ mamak. En küçük bir ödev bile vermemek. Okunan sayfalara bir tek kelime eklememek. Değer yargısı yok, kelime açıklaması yok, me­tin çözümlemesi yok, yaşam öyküleri hakkında bilgi yok ... "Etrafın­ da konuşmak"tan tamamen kaçınmak gerek.
Sayfa 96·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Televizyon yok, ama beşten altıya kadar piyano, altıdan yediye gitar, çarşambaları dans, perşembeleri judo, tenis ve eskrim, ilk kar taneleriyle kayak, güneşin ilk ışınlarıyla yelken kursları, yağmurlu günlerde çömlekçilik, İngiltere'ye seyahat, ritmik jimnastik var ... Kendisiyle on beş dakikacık olsun buluşmaya bile en küçük bir şans tanınmıyor. Hayale hücum! Sıkıntıya lanet! Tatlı sıkıntı .. . Uzun sıkıntı .. . Her türlü yaratıcılığı mümkün kılan sıkıntı ... "Canının hiç sıkılmamasına bakıyoruz." (Zavallı ... ) "Hani, nasıl desem, eksiksiz bir eğitim vermeye çalışıyoruz ... "
Alıntı
O anne baba ki, ona kitap okurlarken, Uyuyan Güzel'in iğne bat­tığı için, Pamuk Prenses'in ise elmayı ısırdığı için uyuduğunu iyice anlayıp anlamadığını hiç mi hiç merak etmezlerdi. (Zaten, ilk za­manlar anlamamıştı tam olarak. Bu masallarda o kadar harika, o ka­dar güzel kelimeler ve öylesine bir heyecan vardı ki, bütün dikkatini en çok sevdiği bölümü beklemeye verirdi, zamanı geldiğinde ezbe­rinden söylemek için; sonra diğerleri gelirdi, bütün sırların düğüm­lendiği, daha karışık yerler. Fakat yavaş yavaş hepsini anlıyordu, evet tamamını, ve Uyuyan Güzel'in iğneden, Pamuk Prenses'in el­madan dolayı uyuduğunu çok iyi biliyordu ... ) "Sorumu tekrarlıyorum: Babası şatodan kovduğunda, prensin başından neler geçti?" Bir daha ısrar ediyoruz, sonra bir daha. Nasıl olur, bu çocuğun, bu on beş satırın içeriğini anlamamış olmasını düşünemiyorum! Üs­tesinden gelinmeyecek şey değil ki on beş satır! Bir zamanlar masalcısıydık, artık her şeyin hesabını sorar olduk. "Madem öyle, biraz sonra televizyon seyretmeyeceksin!" Hah! Tabii ... Tabii ... Televizyon mükafat olma haysiyetine yükseltildi ... Ve bunun doğal sonucu olarak, okuma angarya derecesine düştü ... Bizim buluşumuzdur bu ... Bu da ayrı bir cinslik işte: Televizyonun mutlak olarak yasak­lanması. Sorunun aslını faslını kaldırarak çözmek, al sana çok bü­yük bir pedagojik hüner daha!
PEKİ, BİZLER çocuğumuzu anlamaya (daha doğrusu kendimizi rahat­latmaya) çabalar, bunu yaparken de yaşadığımız çağı ve bir yandan seyredurduğumuz televizyonu suçlarken, tek başına dev gibi bir ki­taba çarpan çocuk ilk zamanlardaki o yakınlıktan neden bu denli uzak? Suç televizyonun mu? Yirminci yüzyıl fazla mı "görsel"? On dokuzuncu yüzyıl fazla mı tasvirci? Peki neden on sekizinci yüzyıl fazla rasyonel, on yedin­ ci yüzyıl fazla klasik, on altıncı yüzyıl fazla Rönesansçı olmasın? Puşkin fazla Rus ve Sofokles fazla ölü olabilir. Sanki insanla kitap arasındaki ilişkilerin soğuması için yüzyıllara ihtiyaç vardı!
Sayfa 28·Kitabı okudu
Alıntı
NE SAĞLAM pedagoglarmışız, pedagojik kaygılar taşımadığımız za­manlar!
Sayfa 17·Kitabı okudu
Alıntı