Yıllarca “ölümüm kendime ait bir evin tenceresinde kaynasın” diye tüm hayâllerini, tekaüt olunca alacağı birikmiş paraya bağlayan, mıymıntı banka memûresiyle cebelleşerek bahşiş bile bırakmadan aldığı o kutsal paranın tamamını, kocaman kerpiç eve gözünü kırpmadan harcayan babamın bedeni titretir durur o günlere dokundukça. Nasıl dokunmasın ki? Altı yaşıma kadar gördüğüm en güçlü adamı; yüzü, bütün babalardan daha güzel, bütün ansiklopedileri ezbere bildiğini zannettiğim, harbe hangi taraftan katılsa saflarını zafere ulaştıracak kadar kahraman ama vücuduna tebelleş lânet bir mikrop karşısında bedeni koca bir dağdan küçük bir çakıl taşına dönüşen babam. O gün hepimizin yüzünü uzun bir kışa çeviriyordu.
Altı yaşındaysanız ve babanızın ölümü gözlerinizin önünde gerçekleşiyorsa, ömrünüzün geri kalan kısmında içtiğiniz kahvenin ücretini benim gibi üç kez ödemeyi mantıklı zannedebilirsiniz.