Esraa

Esraa
@esrnryldzz
“uyur gibi ölecek, uyanır gibi dirileceğiz.”
“Efendimiz ne zaman hoşlanmadığı bir ismi değiştirmek istese, ne zaman bir çocuğa yeni bir isim koymak istese hep Abdullah olsun derdi. Çünkü; Abdullah, Allah’ın kulu demekti. Bir insan için en büyük şeref ve onur zaten Allah’a kul olmak değil miydi ? Abdullah olan başka bir şeye kul olmazdı. Abdullah olan Allah’a kul olmak ile en büyük özgürlüğü, hürriyeti elde ederdi. Abdullah olan en büyük izzeti ve şerefi elde ederdi. Bunun için Efendimiz (sas) kulun elde edeceği en büyük makam olan Allah’a kul olmak anlamına gelen bu ismi çocuklara veriyordu.”
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
“Hızlı olanın yavaş olanı yuttuğu bir dünya, hikayesiz bir dünyadır. Hikaye toplamak için insanda durmak, zamanda eğleşmek gerek. Yavaşlamak, neyi kaybettiğimizi hatırlamak için lazım. Uzun uzun bir sohbette ısınmak, insanın iç dünyasına nüfuz etmek, hemdert ve hemhal olmak gerek. İnsandan insana giden yolu yürümek, ufuklarımızı kaynaştıran ve bizi birbirimize rapteden bir kaderin görünmez sicimlerini fark etmekle mümkün. Hayatla bağ kur, onunla dönüş, genişle ve onu genişlet. Ruhunun nefes almasına izin ver. Sevdiklerinin seni görmesine izin ver. Her şey bir mucize, sen bakmayı bilirsen. Mucizeyi kaçırma. Dur ve seyret. Bu hayattan bir defa geçeceksin.”
“Rekabetçi bireycilik utanç, haset ve öfke üretiyor. Bize sürekli “Yeterince iyi değilsin!” diyor. İyi de belki de biz çiçekleri kollamakta en güzeliz, tankların üzerine yürümekte en cesuruz, dost için fedakarlık yapmakta en mahiriz. Belki de en masum en hesapsız sevgi bizimkisi. Belki de modern hayat bizi hiç anlamıyor! Biricikliğimizi, ruhumuzun bize özgü renk ve seslerini ölçemiyor, takdir edemiyor! Rekabet kültüründe herkes kaybedendir. Kaybedenler kaybeder, kazananlar görünüşte kazanır. Ruhların bu esir pazarında, yarışmaya dahil olmak zaten kaybetmektir. Kazanan rahatlayamaz bir türlü, nasıl rahatlasın ki ? Ya birileri onun mevkisine tırmanır da o makamı elinden alıverirse ? Devamlı bir statü endişesi. Ya kaybedersem ? “Zafer ve sükunet aynı evde oturmaz,” demiş Montaigne. Tepeye tırmananlarda sürekli bir endişe: Ya aşağı düşersem? Kendi değerimizi başkalarının insafına, başkalarının eline bıraktığımızda sürekli tahtımızdan edilme korkusuyla yaşarız. Alkış hep dışarıdan geldiğinde bir tür bağımlılık geliştirir ve aferin iptilasının yarattığı yoksunluğu daha çok aferin ve daha çok alkışla yatıştırmak isteriz.“

Esraa

, bir kitap okudu
Puan vermedi·182 syf.·
2020 5. kitabı
Mehmet Sabri Genç
9.2/10 · 383 okunma
“İçinde sanki dev bir kafes vardı ve dünyanın bütün kuşları oradaydı. Bu kuşların hepsi kafesi darmadağın edip uçmayı, hürriyetlerine kavuşmayı arzuluyorlardı. Kafesin dört tarafı vardı. Bir tarafı topraktan, bir tarafı sudan, bir tarafı ateşten ve bir tarafı da havadan idi. Belki de içindeki kafesin her bir tarafını arştan bir kuş getirmişti. İçindeki kafeste bir kargayla bir leylek de vardı. Bir doğanla bir yarasa da. Bu kafes o kadar büyüktü ki, buna bir kaz da sığardı, tavus kuşu da kuzgun da horoz da...”