Esrikleşmiş gibi, o zaman gördüğüm şeylerde onun varlığından haz duyuyor, onu o şeyler de istiyor, onları görünce doyum sağlıyordum. Gene de bir tür acı duyuyordum, çünkü bir varlığın sayısız imgelerinden mutluluk duysam da, aynı zamanda onun yokluğunun acısını çekiyordum. Bu çelişkiler gizemini açıklamak güç geliyor bana; insan ruhunun dayanıksızlığının, dünyayı kusursuz bir tasım olarak kurmuş olan kutsal usun yollarında hiçbir zaman dosdoğru yürüyemediğinin, bu tasımın yalnızca birbirinden ayrı ve çoğu kez kopuk önermelerini kavradığının belirtisiydi bu; İblis'in tuzağına böyle kolayca düşmemizin nedeni de buydu.
Ne Duydum? Ne gördüm? Yalnızca ilk anında duygularının her türlü anlatımdan yoksun olduğunu anımsıyorum; çünkü dilim ve zihnim bu tür duygulanımların nasıl adlandırılacağı konusunda eğitilmemişti. Başka bir zamanda ve başka yerlerde işittiğim, kesinlikle başka amaçlarla söylenmiş, ama o anda duyduğum sevince uygun düşen, sanki bu sevinci dile getirmek için doğmuş gibi, başka içsel sözcükleri anımsadım sonra. Belleğimin gizli köşelerine itilmiş sözcükler dudaklarımın (dilsiz) yüzeyine yükseldiler.
Çok uzaklarda kalmış olan olaylarla ilgili tüm gerçeği anlatmaya kendi kendime söz verdim; gerçek ise bölünmez bir bütündür; kendi saydamlığıyla pırıl pırıl parlar ve kendisinin bizim çıkarlarımız ya da utancımız tarafından eksiltilmesine izin vermez. (Her şeyi acımasız bir canlılıkla anımsasam bile, olanları ve düşüncelerimi belleğime silinmez bir biçimde kazıyan şey sonradan duyduğum pişmanlık mı, yoksa acılı zihnimde utancımın en ince ayrıntılarını canlandırarak bana hâlâ işkence eden pişmanlığımın yetersizliği miydi, bilmiyorum), olup bitenleri şimdi gördüğüm ve anımsadığım gibi değil, o zaman görüp duyduğum gibi anlatmakta.