Miras... babası ölen 4 kardeşin kulübeler başta olmak üzere bırakılan mirası eşit paylaşmak üzerine girdikleri yolu anlatıyor bütüne bakıldığında. Hikaye babanın ölümüyle başlıyor, en büyük kız Bergljot'un anlatımıyla asıl meselenin yavaş yavaş çözüldüğü, çocuklukta yaşanan bir travmanın (bunu kapalı bir şekilde travma olarak nitelemek hafif kalır) gün yüzüne çıktığı ve bunu yıllar sonra cesaretini toplayıp çevredeki insanlara anlatma, onları inandırma çabasına girişiyle devam ediyor. Herkes her şeyden haberdar ama kimse anlatılanlara inanmak istemiyor, Bergljot'u yaralayan şeylerden biri de bu. Henüz çocukken yaşadıklarına anlam veremezken büyüdükçe bunları anlayışı, geçmişe dönüp derinlerde kendini ve ailesini sorgulayışı o kadar vurucu cümlelerle aktarılmış ki okurken siz de kırılıyorsunuz yaşadıklarına, kimsenin haberinin yokmuş gibi davranışına. ona inatla inanmayışlarına Bergljot'la birlikte sinirlenip onunla birlikte üzülüp ailesinden kendini uzaklaştırmasına hak veriyorsunuz. Kitabı çok uzun sürede bitirebilmiş olmama rağmen oldukça iyi bi' okumaydı, kesinlikle okunmalı.
"Aile her şey değildi."
"Monte Cristo kontu!" dedi yüzü az önceki açlık ve sefaletten çok dehşetle solan Danglars.
"Yanılıyorsunuz ben Monte Cristo kontu değilim."
"Peki ya kimsiniz?"
"Sattığınız, ele verdiğiniz, onurunu lekelediğiniz kişiyim: Ben nişanlısını doğru yoldan saptırdığınız kişiyim; ben servetinizi artırmak için üzerine basıp geçtiğiniz kişiyim; ben babasını açlıktan ölüme mahkum ettiğiniz ama bağışlanmaya ihtiyacınız olduğu için sizi bağışlayan kişiyim. Ben Edmond Dantes'im!"