öyle düşünüyorum ki gece, bu kocaman dünyanın bütün evlerini birer birer birer dolaşarak ne kadar hüzün, mutsuzluk varsa hepsini toplamış, getirip benim göğsüme doldurmuş.
Aşkın ne yüce bir duygu olduğunu sayesinde öğrenmistim. Madem, "geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer" demişler, ben belki de hayali cihana değecek aşkı tatmak içir sürülmüştüm Sofya'ya!
Meğer ben hayatımın aşkını, siyasi fikirlerimiz uyuşmadığından beni hep en zor ve en uzak görev noktalarına yollayan saray paşası Enver tarafindan sürüldüğüm Sofya'da bulacak, Harbiye'den sınıf arkadaşıma lanet yerine, Dimitrina yüzünden hayır duası okuyacakmışım.
Ben ki dünyanın iki kitasına yayılabilen yegâne ve ayrıca muhtesem bir doğa harikası olan bassehrimde, gökyüzüne uzanan ince uzun cami minarelerinin meftunuyumdur, ama şehrimin perişanlığını da görmezden gelemem. Işıklı güzel bir caddede yürürken bir köşe dönersiniz, aa, o da ne! Karşınıza içler acısı bir mezbelelik çıkıvermiştir.