Oğuz inel

Oğuz inel
@esseestpercipi
Profesör (emekli), Kimya Y. Müh.
Üniversite
Izmır
17 Eylül 1955
2 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
"Tutunamayanlar" incelemesi üzerine
Murat Belge’nin bu kitabında, “Cumhuriyet Projesi”ne ilişkin Oğuz Atay’ın görüşleri şöyle aktarılmış: - Oğuz Atay’ın bir Kemalist olması (utangaç çeşidinden) ihtimalini Nurdan Gürbilek ortaya attı. ... Ben Oğuz Atay’a gizli ya da açık ya da utangaç, herhangi bir sıfatla “Kemalist” demem. ... O, ucu siyasete dayanan bu konular arasında belirli bir kampa yazılmadan durmayı seçmiştir. (s. 96, 97) - Romanın kahramanı Turgut’un kalben Mustafa Kemal’den yana olduğu bellidir ama Proje (kurucularının Cumhuriyet Projesi) başarılı olmamıştır. ... belki ilk söylenmesi gereken yanılgı, bu Projenin, toplumu sürecin öznesi değil nesnesi olarak görmüş olmasıdır. (s. 86) - Oğuz Atay topluma ilericilik adına sunulan “Türk Tarih Tezi” ve “Türk Dil Devrimi”ni onaylamaz. ... Dil devrimine itirazı öncelikle, özleştirme kaygısı yüzünden dilin yoksullaşmasıdır. (s. 87, 91) - “Ne mutlu Türküm diyene” vecizesine göre Türk doğmak, öğünmek için yeterli nedendir. Oğuz Atay’ın böyle bir şovenizmi hoş görmesi mümkün değildi elbette. (s. 95) ... Bence bu alıntılar Atay’ın değil Belge’nin görüşlerini yansıtıyor gibi ama Tutunamayanlar kitabında gerçekten de Oğuz Atay’dan beklenmeyecek türden bazı Cumhuriyet eleştirileri vardır ve bunlar benim gibi Oğuz Atay hayranlarını üzecek kadar da sivridir. Ancak Atay’ın şu iki ifadesi var ki katılmamak elden gelmez: - “Evet, bu millet altı yüzyıl öncekilerden altı yüzyıl geride Olric.” (s. 99) - “Türkiye, içinde yaşayanları boğan, çarpıtan ve engelleyen bir oluşum; bir ‘tutunamayanlar’ ülkesi.” (s. 102)
İletişim yay.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Felsefi Terapi"den tadımlık 2:
Felsefi Terapi, İkinci bölüm: 1.Fragmanlar (parçalar) Bu bölüm fragmanlardan oluşturuldu. Neden? Cevabı yazım tekniği konusunda kendisini örnek aldığım Walter Benjamin versin: “Kültür bir bütün değil, bir enkazdır ve enkazdan ancak parçalar kurtarılabilir. ... Hakikati zihinsel bir bütünden çok, yıkıntılarda, eski sistemlerden arta kalanda, kırık dökük parçalarda (fragmanlarda) aramak gerekir.” Pek çok romantik düşünür ve yazarın üslubu, fragman ya da aforizmalara dayalı bir üsluptur. Onlar kendilerini böyle ifade ederler. Romantiklere göre fragmanlar da romantiktir. Onlar bu üslupla, edebiyat ve felsefe arasındaki sınırları yıkmıştır. Fragmanların temel niteliği tamamlanmamış olmalarıdır. İnsanın tamamlanmamış bir yapıda olduğunu düşünürsek insan da bir fragmandır. Fragmanlar hem romantik hem de melankoliktir, yazarları gibi. Fakat romantiklerdeki melankoli bir hastalık değildir. Onlar için melankoli, yaşamla baş edebilme biçimidir. Zaten romantizm esasında hayata karşı bir duruş, bir dünya görüşüdür. 2.Seni seviyorum. Ya sen? - Seni seviyorum. - Ben de. Roland Barthes bu diyalogdaki “Ben de.” yanıtını yeterli bulmuyor. “Seslenilen öznenin, kendisine uzattığım ‘seni seviyorum’ ifadesini dile getirmesi gerekir,” diyor. Yani diyalog şöyle olmalı: - Seni seviyorum! - Ben de seni seviyorum! 3.Doksan dokuzuncu gece Bir erkek bir kadına âşık olmuş. Kadın, “Tam yüz gece boyunca penceremin altında beni beklersen senin olurum,” demiş. Ama doksan dokuzuncu gece, adam oturduğu yerden kalkmış, taburesini alıp gitmiş. 4.“Ben, rüzgârım” demeliyim... Hatırlar mısınız, “You are the wind beneath my wings...” diye bir şarkı vardı.
Metinlerarası Kitap
1000Kitap
"Felsefi Terapi"den tadımlık
Felsefi Terapi, birinci bölüm, III. Korkudan Korkmak: Not: Saat 11.00. Danışan profili: Lise öğretmeni. Kadın. 25 yaşında. İlk defa ailesinin yanından ayrılıp büyük bir şehirde göreve başlamış. Anksiyete hastası, panik atak nöbetleri yaşıyor. Tedavi altında. Psikiyatristi bana yönlendirdi. (...) - Korku ve kaygı farklı şeyler mi? - Evet. Korkunun nesnesi vardır. Kaygının nesnesi yoktur. - Anlamadım. - Gündelik kullanımda bu ikisi karışır ama aralarındaki fark budur. Ben şöyle ifade ediyorum bunu: Kaygı nesnesi olmayan korkudur. Korku ise nesnesi olan kaygıdır. - Nesnesi derken? -Korktuğumuzda bir şeylerden korkarız. Örneğin, karanlıktan korkanlar vardır, yüksekten korkanlar vardır, köpekten korkanlar vardır. Ancak kaygı farklıdır. Kaygı bir ruh halidir, halet-i ruhiyedir ve kaygıya neden olan belirli bir nesneden söz edilemez. Sanki dilimiz bu ayrımın farkında gibidir. Birisi için bundan ya da şundan korkuyor denirken, kaygı için bu söylenmez; sadece “onu çok kaygılı gördüm”, “çok kaygılıyım” gibi ifadeler kullanırız. - Hangisi daha kötü? - Bizi neyin kaygılandırdığını tam olarak söyleyemeyiz ve bu belirsizlik yüzünden kaygı korkudan beterdir. Aslında kaygı bir arka plan gürültüsü gibidir. Kaygı, bütün korkulardan önce vardır. Korku kaygının türevidir. - Anksiyete ile kaygı aynı şey mi? - Anksiyetenin kökeni Almanca “angst” yani kaygı’dır. Anksiyete daha çok doktorların kullandığı teknik bir terim olup “kaygı bozukluğu”anlamına gelir. - Kaygı insanlar için normal bir şey değil mi? Zaman zaman kaygılanmak normal değil mi? -Bir normal kaygı var bir de nevrotik kaygı. Verilen tepki, tehditle orantılı ise normal kaygıdan, değilse yani verilen tepki abartılıysa nevrotik kaygıdan söz edilir. Normal kaygıya gerçekçi kaygı da denir. Anksiyete dendiğinde kastedilen nevrotik
Metinlerarası Kitap
1000Kitap
"Logos"tan tadımlık 2:
Logos, ikinci bölümden: 1.Neredeyse Açılışı John Berger’in bir şiiriyle yapalım. Tecrübe etmek yıllar yılı Hiçbir şeyin iyiye gitmediğini. Yalnız kötülediğini. Ezikliğini duymak Neredeyse hiçbir şeyi değiştirememenin. Ve sarılmak bu “neredeyse” ye. 2.Her şey akar Her şey akar (Herakleitos) Her şey akar, bir katı hüzün kalır (Turgut Uyar) 3.Aşk imiş ... Aşk imiş her ne var âlemde (Fuzulî) Unutulmuş ne varsa sevgiden geri kalan (Turhan Oğuzbaş) 4.Eveeet! Bugün bir nikah törenindeydik. Gelin ve damat, şu sıralar moda olduğu üzere "Eveet!" diye ortalığı inlettiler. Bu şamatadan biraz rahatsız oldum, fakat sonra Austin'in dedikleri aklıma gelince bu sefer rahatsızlığımdan rahatsız oldum. J.L. Austin’e göre, öyle ifadeler vardır ki, bunları dile getiren biri yalnızca bir şey söylemekle kalmaz, bir şey de yapmış olur. “Performatif ifadeler” denilen bu ifadeler yalnızca bir gerçekliği betimlemekle kalmaz, aynı zamanda o gerçekliği değiştirir. Bazen tek bir sözcük bunun için yeterlidir, evlilik törenlerinde söylenen “evet” sözcüğü gibi. Bu sözcük sorulan soruya basit bir yanıt olmaktan çok daha fazlasıdır. Çünkü bu sözcükle bir gerçeklik değiştirilmiş, bir evlilik gerçekleşmiştir. Gençler haklıdır. “Evet.” demek yetmez, “Eveeet!” demek gerekir.
Sayfa 70 - Sarmal Kitabevi
1000Kitap
"Logos"tan tadımlık
Logos, birinci bölüm, ikinci oturumdan: (...) M: İkinci oturumun konusu zaman. Zaman nedir diye sorarak başlayalım. A: Bu soru sorulduğunda her felsefecinin aklına Augustinus gelir. Augustinus’un bu soruya cevabı şöyle olmuş: Zaman ne? Hiç kimse bana bunu sormazsa biliyorum da, biri açıklama isterse bilmiyorum.” ( 1 ) Ama biz elimizden geldiğince açıklamaya çalışacağız tabii ki. M: En basit cevap herhalde şu olabilir: Zaman saatlerin ölçtüğü bir şeydir. A: Peki, saat nedir? Zamanı ölçen bir şeydir. Zamanı böyle tanımlamaya çalışırsak döngüselliğe yakalanırız. B: Aristoteles’in tanımı şöyledir: Zaman, değişimin ya da hareketin ölçüsüdür. A: Bu tanım bence şimdiye dek yapılmış en iyi tanımdır. Zaman yalnızca bir sözcüktür. Gözlenen değişimi ve hareketi ifade edebilmek için gerek duyulmuş bir sözcüktür. Bir gün daha geçti demek, dünya ekseni etrafında bir tur daha attı demektir. Bir yıl daha geçti demek, dünya güneş etrafında bir tur daha attı demektir. M: Değişim ve hareket dediniz. Değişimden kasıt nedir? A: Hareket yer değiştirmedir, yani özünde bir değişimdir. Değişim nitelikteki bir değişim de olabilir, örneğin sonbaharda ağaçların yapraklarının renginin değişmesi gibi. İster yer değiştirmeden bahsedelim ister niteliksel değişimden bahsedelim zaman hep iş başındadır. M: Platon nasıl tanımlamış zamanı? A: Platon’un zaman tanımı onun Timaios adlı diyaloğunda geçer: Zaman, sonsuzluğun hareketli bir imgesidir. B: Borges “Sonsuzluğun Tarihi” başlıklı kitabında, zamanın doğasını anlamak ve onu tanımlamak için önce sonsuzluk kavramını anlamak gerektiğini, çünkü sonsuzluğun zamanın modeli ve arketipi olduğunu belirtmiştir. Borges’in pek sarih olmayan ama çok şiirsel bir zaman tanımı vardır, bu güzel tanımı vermeden geçmek istemiyorum: “Zaman beni sürükleyen
Sayfa 27 - Sarmal Kitabevi