"Gecenin Sonuna Yolculuk"tan tadımlık:
Dünya, biz çekip gitmeden çok daha önce terk ediyor bizleri.
Daha önce en çok merak ettiğimiz şeylerden, günün birinde daha az söz etmeye başlarız, o konuda konuşmak gerektiğinde de zorlanırız. Hep kendi sesimizi duymaktan gına gelmiştir... kısa keseriz... vazgeçeriz... haklı çıkmayı bile umursamaz oluruz. ... Gözümüzde bir anlam ifade etmeye devam eden tek şey üzüntülerimizdir.
***
Hayat, gözetmeni "sıkıntı" olan bir sınıfa benzer. O her dakika tepenizdedir, ne yapıp edip, bir şeylerle ilgileniyormuş gibi yapmalısınız, yoksa gelir başınızın etini yer.
***
Tüm sıkıntımızın kökünde bir sürü yıl boyunca hep aynı Pierre, Jean ya da Gaston olarak kalmak zorunda oluşumuz yatıyor. ... Bedenimiz, işte bu maskaralığa karşı isyanları oynamaktadır. Moleküllerimizin tek arzusu, bir an önce, ortadan kaybolmaktır, "bizler" olmakla yetinmek onlara acı veriyor.
***
Uzun mesafelerin engeline takılan aşklar dört dörtlüktür, gemicinin aşklarına benzer.... Kaldı ki, sık görüşme fırsatı bulamayınca, pek fazla kavga da edemez insan, bu da az şey değildir hani. İnsan ne kadar uzaktaysa, yalanlarına ne kadar çok şey katabiliyorsa, o kadar mutludur.
***
Anıların bile bir yaşı, bir gençliği var. Onları küflenmeye bırakır bırakmaz, her yerinden bencillik, böbürlenme ve yalan sızan iğrenç hortlaklara dönüşüverirler... tıpkı elmalar gibi çürürler.
***
İnsanların aslında birbirlerine söyleyecekleri hiçbir şey yoktur; karşılıklı olarak yalnızca kendi acılarını anlatırlar, bu böyledir.
İnsanlar, ötekinin sırtına yıkarak, acılarından kurtulmaya çalışırlar çalışmasına, ama beceremezler tabii ve sonunda tüm acılarıyla baş başa kalırlar.
***
Dikkatinizi çekerim, ufak tefek suçlar dünyanın her yerinde en katı biçimde cezalandırılır, tüm garibanlara