Oğuz inel

Oğuz inel
@esseestpercipi
Profesör (emekli), Kimya Y. Müh.
Üniversite
Izmır
17 Eylül 1955
2 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
Karl Popper, "Hayat Problem Çözmektir"den tadımlık:
Hayat Problem Çözmektir (K. Popper): Tarihçi Fisher diyor ki, "Bir neslin elde ettikleri, bir sonraki tarafından kaybedilebilir." Ve kaybedildi de. Onu yeniden kazanmalıyız. *** Demokrasi asla halkın hakimiyeti olmamıştır, olamaz, olmamalıdır. Halkın hakimiyeti anlamında bir demokrasi neredeyse hiçbir zaman olmamıştır, eğer olduysa bile, sorumsuz bir keyfiyet hükümdarlığı olmuştur. Sorumluluk sahibi bir hükümetten yanayım; öncelikle seçmenlerine, ama aynı zamanda, belki de daha fazla, insanlığa karşı ahlaken sorumlu bir hükümetten. *** Önemli olan, yönetenin "kim" olacağı değil, yönetimin "nasıl" olacağıdır. Ve asıl nokta: Hükümet kan dökmeden düşürülebilmelidir. Demokratik bir yönetim biçiminde en önemli şeyin, bir hükümetin kan dökmeden düşürülebilmesini mümkün kılmasında yattığı görüşünü savunuyorum. Bunun nasıl gerçekleşeceği görece önemsiz görünüyor. Bu kararı, ister seçmenler, ister meclis, ister anayasa mahkemesi yargıçları alsın ama yeter ki çoğunluk kararı olsun. *** Benim savunduğum türden demokrasi de asla kusursuz değildir. Winston churchill'in alaycı ifadesi buna çok uygun düşer: "Demokrasi en kötü yönetim şeklidir - denenmiş tüm diğer yönetim şekilleri hariç ."
Yapı Kredi Yay.
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
"Hiçten Az"dan tadımlık:
Hiçbir baba "gerçekten bir baba" değildir. Her "gerçek" baba ya yeterince baba değildir, eksik bir babadır yani rolünü hakkıyla yerine getiremez; ya da fazlasıyla babadır, simgesel babalık işlevini lekeleyen mütehakkim biridir. Baba her zaman ya çok fazladır ya da yetersizdir; ya varlığıyla fazlasıyla buradadır ya da ortada yoktur. *** Elisabeth badinter, biyolojik açıdan aslında hepimizin dişi olduğumuzu iddia eder (× kromozomu tüm insanlığın örüntüsüdür, y kromozomu ise bir ilavedir, bir mutasyon değil). Dolayısıyla kültürel bir şekilde oluşmuş "Ikinci cins" kadın değil erkektir. *** "Ölümden sonra hayat var mıdır?" şeklindeki o genelgeçer sorunun karşısına şu soruyu çıkarmak gerekir: "Ölümden önce hayat var mıdır?" Bir materyalisti rahatsız eden mesele şu olmalıdır: Burada gerçekten hayatta mıyım, yoksa ot gibi, tek derdi hayatta kalmak olan bir hayvan gibi mi yaşıyorum? *** Totoloji, şeyleri açıklığa kavuşturmak şöyle dursun, bir derinlik heyulası doğurur. *** Ne zaman "yasa yasadır" deriz? Tam da yasayla adaletsiz, keyfi bir şey olarak karşılaştığımızda ve peşinden hemen şunu ekleriz: "Ama yine de, yasa yasadır." Nasıl ki "yasa yasadır" sözü tam tersini, yani yasanın keyfi şiddetle örtüşmesini ifade ediyorsa, "insan insandır" sözü de insanın insanla örtüşmemesine, insanın insanlıktan çıkma haline işaret eder.
Encore Yay.
Alıntı
Ben Bir Garip Döngüyüm'den tadımlık
Douglas Hofstadter (1945) Ben Bir GaripDöngüyüm A: Ben neden bu beyindeyim? Neden başka bir beyinde, başka bir vücutta değilim? B: Senin "ben"in tam olgun haliyle ansızın var olan bir şey değil. Senin "ben"in, belli bir bedenin yaşadığı bir sürü olayın bir sonucu olarak yavaş yavaş ortaya çıkan bir şey. A: Benim ne demek istediğimi anlamadın. Ben neden bu beyinle işe başladım da bir başkasıyla yola koyulmadım diye soruyorum. B: Meseleyi anlamayan asıl sensin. Meselenin özü şu: Beyinde işe başlayan kimse yok, hiç kimse yok. Beyin yıllar içinde evrilip karmaşık bir hale geliyor ve giderek orada “biri” beliriyor. A: Yani, "Ben neden buradayım da orada değilim?" sorusunu sormak anlamsız, öyle mi? B: Evet. Bu soruya verilecek bir yanıt daha var ve bu senin canını hayli sıkacak. Aslında senin "ben"in hiçbir yerde barınmıyor. A: Ne dedin, ne dedin? B: Biraz önce, senin "ben"ini kendi kendini pekiştiren bir yapı, bir öykü olarak betimlemiştim. Ama şimdi onu, kendi kendini pekiştiren bir efsane diye nitelendireceğim. A: Efsane mi? Ben bir efsane değilim ve bunu söyleyen de benim. B: Biraz sabret. "Ben" dediğimiz şey müthiş bir yanılsama. "Ben"lerimiz, kendi kendini pekiştiren yanılsamalar. "Ben"lerimiz beyinlerimizin kaçınılmaz yan ürünleri. A: Beynimin bana oyun oynadığını söylüyorsun. Kusura bakma ama, kime oyun oynuyor? Söylediklerin garipten de garip, çılgınca. B: Kulağa çılgınca gelse de doğru olabilir. Bir zamanlar güneşin değil de dünyanın döndüğünü söylemek de pek çoklarına çılgınca gelmişti. A: Yani, sana göre "ben"in varlığı konusunda da bakış açımızı değiştirebilmeliyiz, öyle mi? B: Elbette. İddiam yeni ufuklar açabilecek bir görüş, ama sezgilere çok aykırı.
1000Kitap
Saman Köpekler'den tadımlık:
John Gray, Saman Köpekler: Antik çin ayinlerinde, içi saman dolu köpekler tanrılara adak olarak sunulurdu. Ayin sırasında bu adaklara büyük saygı duyulur, fakat ayin sona erip de artık onlara gerek kalmayınca ayaklar altında çiğnenir ve bir kenara atılırdı. En eski taocu kitap olan tao te ching'de şöyle yazar: "Gökyüzü ve yeryüzü acımasızdır, bütün yaratıkları saman köpekler gibi görür." *** Hayatlarımızı bizler yazmıyoruz; bizde en derin izler bırakan olayların yarısının bile yazarı değiliz. Hayatımızda en çok önem verdiğimiz neredeyse hiçbir şey kendi seçimimiz değildir. Doğduğumuz yer ve zaman, ana babamız, konuştuğumuz ilk dil - bunlar şanstır, seçim değil. İlişkilerimizi, olayların gelişigüzel sürüklenişi biçimlendirir. Her birimizin yaşamı rastlantılar dizisidir. *** Bilim sayesinde insanlar gereksinimlerini karşılar fakat insanları ahlaki açıdan değiştirmek için bilim bir şey yapmaz. Bugün her zaman olduklarından daha farklı değildir insanlar; bilgide ilerleme olur ama ahlakta olmaz. Bilgideki artış, bizi, diğer hayvanlardan farklı olduğumuzu düşünmeye yöneltir, fakat tarih bize öyle olmadığımızı göstermektedir. Freud tuhaf bir hakikatle bizleri yüzleştirmiştir: Herhangi bir insan için sevecenlik ya da acımasızlık, adalet duygusuna sahip ya da ondan yoksun olmak çocukluktaki rastlantılara bağlıdır. Hakikatin bu olduğunu aslında hepimiz biliyoruz, fakat gene de iyi olmak herhangi bir insanın başarabileceği bir şeymiş gibi rol yapmaktan vazgeçemiyoruz.
1000Kitap
Darwin'in Tehlikeli Fikri'nden tadımlık:
Daniel Dennett (1942) Darwin’in Tehlikeli Fikri Darwinizmin belki de en yanlış anlaşılan özelliği şudur: Evrimin bizleri ortaya çıkarmak "için" gerçekleşen bir süreç olduğu düşüncesi. İnsanlar Darwin kuramını yorumlarken, amacın insan olduğu yanılgısına düştü. Stephen Jay Gould bu konuda şunları söylemiştir: "Yaşam kasetini geri sarıp defalarca ve defalarca tekrar oynatabilseydik, evrimin değirmeninden çıkan herhangi bir ürünün bize benzeme ihtimali son derece düşük olacaktır." Ve Gould bu konuda kesinlikle haklıdır. *** Darwin, "insanlar, şempanzelerle ortak bir atadan evrimleşmiş olmalı" çıkarımında bulunmuştu. Bazıları bu çıkarımın, insanın, evrimin zorunlu bir ürünü olduğuna işaret ettiğini düşünmüştür. Fakat onun söylediklerinden böyle bir anlam çıkmaz. Anlatılmak istenen, burada bulunduğumuza göre primatlardan evrilmiş olduğumuzdur. *** Düzen ve tasarım arasında ne fark vardır? Düzen bir örüntüdür. Tasarım ise düzenin bir amaç uğruna kullanımıdır. Güneş sistemi bir düzen sergiler ama bir amacı yoktur. Darwin, kuramıyla adeta şunu söylüyordu: Bana düzen ve zaman verin; ben de size tasarımı vereyim. Darwin, dünyayı özü itibariyle "anlam" ve "amaç" kavramlarından tamamen bağımsız olan bir ilke çerçevesinde açıklar. Darwin, bu dünyayı, varoluşçu bağlamda absürt bir dünya olarak betimler. *** Darwin'in tehlikeli fikri, tasarımın, önceden var olan bir akla hiç gerek kalmadan, sadece bir düzenin içinden ortaya çıkabileceği düşüncesidir.