Giriş Yap

Karl R. Popper

Yazar
8.3
210 Kişi
Tam adı
Karl Raimund Popper, Karl Popper
Unvan
Avusturyalı Bilim ve Toplum Felsefecisi, Yazar
Doğum
Viyana, Avusturya, 28 Temmuz 1902
Ölüm
Kenley, Birleşik Krallık, 17 Eylül 1994
Yaşamı
1902 Viyana doğumlu Avusturyalı bilim ve toplum felsefecisi. Üniversite öğrenimi sırasında matematik, fizik ve felsefe okudu. İlk kitabı mantıkçı pozitivistlerin merkezi olan Viyana Çevresi yayınları arasında çıkmakla birlikte Çevreyle ilişkisi her zaman tartışma ve eleştiri düzeyinde sürdü. Bu yüzden kimilerince 'resmî muhalif' ilan edildi. 1937 yılında okutman olarak gittiği Yeni Zelanda'da kendisine asıl ününü kazandıran 'Açık Toplum ve Düşmanları' kitabını (Türkçeye çevirisi: C. 1, Mete Tunçay, Ankara, 1967, C. 2 Harun Rızatepe, Ankara, 1968; Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları) yayınladığı yıl olan 1945'e kadar kaldı. Aynı yıl Londra Üniversitesi London School of Economics'de okutmanlığa başladı. 1969'da emekli oluncaya kadar burada mantık ve bilimsel yöntem profesörlüğü yaptı.

İncelemeler

Tümünü Gör
664 syf.
·
22 günde
·
Beğendi
Daha Adil Bir Dünya Mümkün Mü?
Açık Toplum ve Düşmanları yapıtını incelemeye başlamadan önce Popper’in açık toplum ve kapalı toplum kavramlarıyla ne kastettiğine değinmek yerinde olacaktır. Açık toplum en basit anlamıyla özgür toplumdur. Açık toplumda birey toplum tarafından kısıtlanmaya ve dolayısıyla kendini gerçekleştirememeye maruz kalmaz ve toplumun her bir bireyinin birey olmak bakımından değeri bilinir ve korunur. Bunun karşısında bir de kapalı toplum vardır. Kapalı toplumda ise birey toplum tarafından kısıtlanır, toplumda totaliter rejim hakimdir. Popper karşısında olduğu kapalı toplumlara kendi döneminden şu örnekleri verir: faşistler, Naziler ve komünist diktatörlükler. Popper yapıtta açık toplum düşmanları olarak iki büyük otoriteyi eleştirir: Platon ve Hegel-Marx. Ancak eleştiriler mevzubahis düşünürlerle sınırlı kalmaz; Aristoteles, Wittgenstein gibi düşünürler de eleştirilerden nasibini alır. Popper’in bu büyük otoriteleri karşısına alıp eleştirmesinin zannımca birkaç nedeni vardır: a) mevcut nüfuzu en yüksek ideolojilerin eleştirilmesi daha büyük bir çoğunluğun düşünce yapısını sorgulamasına ve değiştirmesine olanak sağlar, b) tarihsel süreçte gittikçe güçlenen ve kutsallaşan, bu nedenle de eleştirilemeyen ideolojiler eleştirilerek kutsal yıkılabilir. Popper’in eleştirilerine geçmeden önce bir paragraf parantezi daha açayım ve Popper’in yaşamına değineyim. Çünkü mevzubahis yapıtın esas meselesi, Popper’in yaşantısıyla oldukça paralel bir seyir göstermekte. Popper her ne kadar bu yapıtında Marksizmi eleştirse de esasında kendi de ilk dönemlerinde Marksisttir. Bir gün eylem alanında fikir yoldaşlarından beş kişi polis tarafından açılan silahlı saldırıda ölür. Popper o gün fark eder ki, bu ideolojiye mensup üst mertebedeki insanlar mücadelede ölenleri pek önemsemez. Bir başka deyişle, insanın yaşamının onlar nezdinde bir değeri yoktur. Hatta şöyle derler: can vererek mücadelemize güç kattılar. Popper o günden sonra daha iyi bir dünyanın imkanı üzerine düşünmeye başlar ve imkan olarak iki yol görür: bilim ve siyaset. Bu görüsünden sonra da özellikle bilimin neliği ve siyasetin nasıl olması gerektiği üzerine durur çalışmalarında. Popper’in fikirlerinin değişim göstermesi azımsanamayacak denli çoktur. Örneğin döneminde en büyük okul diyebileceğimiz Viyana çevresi okulunu kurar. Burada Carnap ile mantıkçı pozitivizmi kurar ancak bir süre sonra mantıkçı pozitivizmden uzaklaşır ve okulun fikirlerini eleştirir. Popper’in yanlışlanabilirlik kuramına göre bir önermenin bilimsel kabul edilebilmesi için evvela onun yanlışlanabilir olması gerekmektedir. Buradaki yanlışlanabilir olma gerekliliği kuramın yanlış olması gerektiği anlamına gelmez, yanlışlanan kuram zaten yanlışlanmış ve geçerliliğini yitirmiştir. Ancak bir kuramın bilimsel olabilmesi için, kuramın deneyim alanında ispatlanması ve aksinin de geçerli olabileceğinin, yani bir gün yanlışlanabileceğinin bilinmesi gerekir. Bu kurama göre haliyle Marksizm bilimsel bir teori değildir (oysa marksizmin bilimsel olmak iddiası da vardı). Popper yanlışlanabilir olmayan teoriler üzerine Adler’den vs. de örnekler verir ve nihayet bilimsel bir örnek olarak da Einstein’ın kuramını verir. Einstein, izafiyet kuramına (zamanın ve mekanın izafiliği kuramına) her ne kadar güvense de, eğer bir gün kuramı yanlışlanırsa o zaman kuramını artık kabul etmeyeceğini söylemiştir. Popper’in hayranlık duyduğu bilimsel düstur Einstein’da vücut bulmuştur. Peki, marksizm neden bilimsel bir teori olmaktan uzaktır? Çünkü marksizm, toplumdaki her olayı bir sınıf çatışmasına indirger, sınıf çatışmasıyla açıklar ve bu durum tartışmaya kapalıdır. Her olayın sınıf çatışmasıyla açıklanması, yanlışlanabilir hiçbir alan bırakmamak demektir. O halde Marksizm yanlışlanamazdır ve bilimsel bir teori değildir. İşçilerin toplumda şalter görevi gördüğü Marksist kuramda amaç toplumsal değişimlerin kaçınılmaz yasalarını bulmak ve böylece tarihi (gelecek tarihi) öngörebilmektir. Öngörüler vasıtasıyla radikal bir değişim imkanının oluşmasını isterler ancak Popper’e göre toplumsal yaşamda radikal değişimler mümkün değildir. Bu nedenle devrim fikrinden vazgeçilmeli ve parçalı (bölük pörçük) toplum mühendisliği fikrine geçilmelidir. Parçalı toplum mühendisliğinin temel değeri kötülüklerle parçalı olarak mücadele etmek ve onları gitgide daha çok düzeltmektir. Yani, iyi ve barışçıl bir yaşam imkanına ufak ufak yaklaşmaktır. Bu aşamalarda en önemli unsur ise denetimdir: gücün halk tarafından denetlenmesi, yeri geldiğinde dıştan da müdahale edilebilmesi. Marksist öğreti ise topyekun bir yıkım ve yerine sil baştan bir toplum kurmak fikrindedir. Esasında değişime oldukça tutkun görünürler ancak içine düştükleri tarihsici hezeyan onları çarpmaktadır. Tarihsici öğretinin ilk izleri Hesiodos’un eserlerinde görülür. Tarihsicilik, en basit anlamda, bugünün geçmiş tarafından değişime imkan vermeden belirlenmiş olduğu görüşüdür. Görüleceği üzere kader anlayışıyla da birleşince oldukça mistik bir havaya bürünmektedir. Popper’in esas dertlerinden biri de tarihsiciliktir ve tam da bu nedenle Platon ve Hegel-Marks’ı eleştirmiştir. Tarihsicilik öğretisinin ve totaliter rejimin Platon’daki izlerine birkaç örnek vereyim. Örneğin Platon’da sınıf ayrımları esastır ve bu da adil olandır. Bir alegori yapar: yönetici çobandır, askerler çoban köpeği ve halk da koyun. Herkesin kendi rütbesini bilmesi ve ona uygun hareket etmesi adildir. Yalan söylemek yalnızca filozof-krala serbesttir çünkü filozof-kral zaman zaman toplumun çıkarları için yalan söylemek zorunda kalabilir. Platon’un ideal devletinde birey siliktir, hatta neredeyse yoktur. Esas olan toplumdur ve birey de ancak toplum için vardır. Platon’un tarih öğretisi kötümserdir: gün geçtikçe her şey gerilemekte ve kötüleşmektedir. Bu nedenle değişim kötü olandır, değişmeyen iyidir. Hegel ise Platon’un aksine tarihte bir ilerlemecilik olduğunu söyleyecek kadar iyimserdir. Ancak onun iyimserliğinin sınırı Prusya kadardır. Prusya tarihsel tinin son aşamasıdır. Artık her şey bitmiştir, iyi olan her şey Prusya’da vücut bulmuştur. Popper’in eleştirileri kabataslak böyle sunulabilir ancak merak edenlerin yapıtın tümünü okumalarını tavsiye ederim. Çünkü ayrıntıda daha birçok eleştiri mevcut. Popper’e göre en büyük filozof Platon’dur. Platon’u her ne kadar eleştirse de ona hakkını vermekten geri durmaz. Ayrıca o çok eleştirdiği Marks’a da birçok konuda hak vermektedir. Aslında bu düşünürleri eleştirmesinin nedenlerinden biri de onları eleştirilmeye değer görmesidir. Popper’in fikirleri bilim felsefesinde, siyaset felsefesinde, ahlak felsefesinde, dil felsefesinde, mantıkta, matematikte ve sosyolojide önemli bir yer tutmuştur. Onun daha iyi bir yaşam imkanını bulmak için yola çıktığı düşünsel serüveni kendinden sonra yeni serüvenlerin doğmasına vesile olmuştur.
·
1 yorumun tümünü gör
Reklam
280 syf.
·
34 günde
·
8/10 puan
"Bir Yanlışlamadan Her Zaman Bir Yığın Şey Öğreniriz."
Celal Şengör'ün TV yayınında Popper'den övgüyle bahsedip, kısa zamanda tüm kitaplarını okuduğunu söylemesi üzerine kitabı sipariş vermiştim. Hayat Problem Çözmektir, Popper'in ömrünün sonuna doğru yayınlanan, Almanya'da en çok satan kitabıdır. Türkiye'de de 8 baskı yapmış. Kitap 2 bölümden oluşuyor denebilir: 1- Bilim Felsefesi 2- Popper'in Hayat Felsefesi İlk bölümde Popper'in "Yanlışlanabilirlik İlkesi" ve "İndirgemecilik" felsefesi temellendiriliyor. Bu bölüm kesinlikle çok çok ağır. Gerek kişiler, olaylar ve bilim felsefesi gerçekten anlaşılması zor. İkinci bölüm ise her insanın seveceği tarzda konuları ele alıyor. Özgürlük, demokrasi,Komünizmin çöküşü, Tarih yazımı gibi konularda Popper kendi fikirlerini paylaşıyor. Kitabı okuduktan sonra Celal Şengör gibi ben de Popper'e hayran kaldım. Popper'i tanımak için okunabilir.
·
664 syf.
Karl Popper'ın iki cilt boyunca, Hegel'e, Marks'a, Platon'a, Toynbee'a kadar hemen herkesi kapsayacak şekilde yerle bir ettiği felsefe kitabı. Okuması oldukça zevkli. Totaliterliğe karşı alınan tutum ile akılcı ve bilimci kültürün savunulması hariç hemen hemen her önemli argüman ve fikir eleştirilmiş. Ancak kitap tam bir liberalizmin bakış açısına göre yazıldığından haliyle kendi yanlışlarını anlatmamakta. İdeolojinin yanlış bilinç olduğunu görebilmek bu kadar zor olmamalıydı. Popper bunu eleştirel bir bilinçle işleseydi kitap efsaneler arasına girebilirdi ancak karşıtları yerle bir edeceğim derken neoliberal mantığı kendiliğinden meşrulaştırıyor olması huzursuz etti beni. Hegel'i şarlatana benzetip ona ayıracak zamana yazık olur dercesine olan yaklaşımı bence oldukça yanlış. Tabi Hegel'in felsefesi ve diyalektiğini eleştirenler içindeyim ancak yaklaşımda problem var. Ona göre doğru bu. Sonuçta liberal mantığı temsilen yazıyor Ancak Hegel kendisinin bahsettiği gibi Prusya krallığının şarlatanı olmaktan çok daha fazlası. Sanırım Popper biraz da dikkat çekmeye çalışmış ancak felsefe severler için düşündürücü yanları oldukça fazla bir kitaptan bahsediyoruz. Doğru ''şey'' yanlış metodla yazılmış gibi.
·
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.48