"Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklâle sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet, medenî insanlık dünyası karşısında uşak olmak konumundan yüksek bir davranışa layık görülemez. Yabancı bir devletin koruyup kollayıcılığını kabul etmek, insanlık vasıflarından yoksunluğu, güçsüzlük ve miskinliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten de bu seviyesizliğe düşmemiş olanların, isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Halbuki, Türk'ün haysiyeti, gururu ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir!.. O hâlde, ya istiklâl ya ölüm!"
Mustafa Kemal Atatürk/Nutuk
Atatürk’ün bu sarsıcı uyarısı, sadece bir asır öncesinin muharebe meydanlarına değil; 3. Dünya Savaşı arafesinde, insanlığın yeniden 'orman kanunlarına' sürüklendiği bugünün dünyasına da tutulmuş bir aynadır.
Bizim bu kitaptaki yolculuğumuz; sadece bir jeopolitik analiz değil, "Söz konusu vatansa gerisi teferruattır" diyen o kadim iradenin, modern çağın hibrit savaşlarına ve sinsi kuşatmalarına karşı verdiği ontolojik cevabıdır.
Bu, bir siyasi kutuplaşmanın değil; bir ucu Uzak Asya’ya, diğer ucu Akdeniz’e uzanan o büyük ruhun, yani hepimizin ortak istikbalinin hikayesidir.
Vahşetin ve gözyaşının insanlık onurunu yerle bir ettiği bu çağda; kutuplaşmanın karanlığına değil, birliğin ve 'Vicdan Medeniyeti'nin' aydınlığına muhtacız.
Biz bu kitapta, İmam Maturidi’nin yaktığı akıl meşalesini Ahmed Yesevî’nin kalp sıcaklığıyla harmanlayan; Pîr-i Türkistan’dan Alp-Erenler eliyle Anadolu’ya taşınan o Fergana-Ihlara rüzgârını anlattık.
İbn Arabî’den Sadreddin Konevî’ye, Şems-i