Oğuz inel

Oğuz inel
@esseestpercipi
Profesör (emekli), Kimya Y. Müh.
Üniversite
Izmır
17 Eylül 1955
2 okur puanı
Aralık 2021 tarihinde katıldı
Paralel Dünyalar'dan tadımlık:
Michio Kaku (1947) Paralel Dünyalar Bugün evrendeki yerimiz ve rolümüz ile ilgili iki karşıt felsefi görüş vardır: Kopernik ilkesi ve antropik ilke. Kopernik ilkesi ile insan (ve onun yuvası olan dünya), tüm ayrıcalığını kaybetmiş ve evrenin merkezi olmaktan çıkmıştır. Diğer uçtaki antropik ilke ise, bilinçli insanın ortaya çıkabilmesi için, evrendeki bir çok parametrenin hassas bir şekilde ayarlanmış olduğunu iddia eder; evren adeta ince bir ayardan geçmiş gibidir. Böylece insan yeniden evrenin merkezine yerleşmiş olur. Antropik ilkenin aslında iki versiyonu vardır: Zayıf ve kuvvetli antropik ilke. Zayıf olanı, basitçe, evrenin yaşam ve bilinci mümkün kılacak şekilde olduğunu belirtir. Buna itiraz edilemez, eğer böyle olmasaydı biz de burada olmazdık. Kuvvetli olanı ise, bu ince ayarın bir tür “tasarım”ı işaret ettiğini belirtir. Doğadaki sabitler, bilinci ortaya çıkaracak şekilde ince bir ayardan geçmiş ise, bu durum bazılarına göre kozmik bir yaratıcıyı işaret eder. Bazıları ise, bu durumun çoklu evrenin bir göstergesi olduğunu düşünmektedir. İkinci görüşü savunanlardan Martin Rees, şöyle açıklar görüşünü: “Eğer önünüzde farklı bedenlerden oluşan bir sürü giysi varsa, size uyan bir giysi bulduğunuzda şaşırmazsınız. Benzer şekilde, herbiri ayrı parametre dizileriyle çalışan bir çok evren varsa, yaşam için uygun bir parametre dizisine sahip olan bir evrende kendimizi bulmuş olmamız şaşırtıcı olmamalıdır.” *** Termodinamiğin ikinci yasası en gizemli ve derin olanıdır. Basitçe, evrendeki toplam entropi miktarının (ya da evrendeki düzensizliğin) sürekli arttığını ifade eder. Bir başka ifadeyle, her şey sonunda yaşlanır ve tükenir. Makinaların zamanla paslanması, koca imparatorlukların zamanla dağılıp
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Hayatın Kaynağı'ndan tadımlık:
Mimarları duvarlar ören kişiler olarak düşünenler, olayı anlamıyor demektir. Bizim yaptığımız iş o değil. Biz boşluk yaratıyoruz; bizler fiziksel varlıkların içinde hareket edebileceği boşluklar yaratıyoruz ve bu boşlukları rahatlığa adıyoruz. Böylece yokluğun varlığa üstün geldiğini kabul etmiş oluyoruz. Bu ise hiçbir şeyin herhangi bir şeyden üstün olması demektir. *** Özgecilik, kendini başkaları için feda etmektir. Bencillik ise, başkalarını kendisi için feda etmektir. Ya başkalarının uğruna kendisi acı çekecektir ya da kendisi uğruna başkalarına acı çektirecektir. Ya acı çekecek ya da acı çektirecektir. İnsanoğluna oynanan en sahtekarca oyun bu olmuştur. *** Hiçbir yaratıcı insan, kardeşlerine hizmet etmek düşüncesiyle harekete geçmiş değildir. Yaratıcı için önemli olan yaratılan şeydir; ondan yarar sağlayanlar değil. Yaratıcılar hiçbir şeye ve hiçbir insana hizmet etmemişlerdir, onlar kendileri için yaşamışlardır. Başarının yapısı, doğası böyledir. *** Davranışının gösterişli oluşu, gösterişli denebilecek hiçbir şey yapmamasından kaynaklanıyordu. *** Mimar olmak istemese ne olmak isterdi... Bunu ona soramazsın. Ama mimar olamasa ne olurdu, onu sorabilirsin. *** Buğdayı da gülü de üreten, gübredir. *** Neden bize hep, istediğin şeyi yapmak kolaydır diye öğretiyorlar? Oysa istediğimiz şeyi yapmak dünyanın en zor şeyi. Çok büyük cesaret istiyor. Yani, gerçekten istediğimiz şeyi yapmaktan bahsediyorum.
Lizbon'a Gece Treni'nden tadımlık:
Bazen bir şeyden korkar insan, çünkü başka bir şeyden korkmaktadır. *** İnsan yazmadıkça kim olmadığını bilmemesi bir yana, kim olduğu hakkında da bir fikri olmuyor. *** Başkalarının bizim hakkımızda anlattığı hikayeler ve insanın kendisi hakkında anlattığı hikayeler: Hangisi gerçeğe daha yakındır? Kendi anlattıklarımızın doğruluğu o kadar kesin midir? Yoksa gerçek denen şeyler yalnızca hikayelerimizin aldatıcı gölgeleri mi? *** Konu yalnızca onu artık görmememiz değildi. Onun yokluğunu görüyorduk. Onun eksikliği, bir fotoğraftan kesilip çıkarılan birinin bıraktığı keskin hatlı boşluk gibiydi. *** Geçmiş şeylerin izleri beni neden üzüyor, bunlar sevinçli bir şeyin izleri olsalar bile? *** İnsan bir başına olabilir ama yalnızlık hissetmez; fakat insanların yanındayken yalnızlık çekebilir. Demek ki yalnızlık salt başkalarının mevcudiyetiyle ilgili bir şey değil. Öyleyse neyle ilgili? Neyle Tanrı aşkına? *** Hissettiği başka bir şeydi: Zaman duruyordu, yo hayır; durmuyordu da onu kendisiyle birlikte sürüklemiyor, bir geleceğe doğru taşımıyordu, yanı başından ilgisizce, kendisine değmeden akıp gidiyordu. *** Hayal kırıklığının kötü olduğu söylenir. Düşüncesizce varılmış bir önyargı . Hayal kırıklığı yoluyla değilse hangi yolla keşfedebiliriz neler ummuş olduğumuzu? Hayal kırıklığı olmasa insan kendini tanıyabilir mi? *** Ölüm korkusunu, olmayı istediğimiz kişi olamamak korkusu olarak tanımlayabiliriz.
Felsefi Soruşturmalar'dan tadımlık:
Kahvenin kokusunu betimle. Neden olmuyor? Sözcüklerimiz mi yetersiz? *** İstemeyi isteyemem; yani istemeyi istemekten bahsetmenin bir anlamı yoktur. İstemek bir eylemin adı değildir. *** Bir nesneye bir bastonla dokunduğum zaman dokunma duyumum bastonun ucundadır, bastonu tutan elde değil. Ama bu ikisinin arasındaki fark nedir? *** Başka birinin ağrısı olduğuna inanabilirim yalnızca, ama ağrım olduğunda bunu bilirim. *** Ne düşündüğünü biliyorum demek doğrudur. Ne düşündüğümü biliyorum demekse yanlış *** Bir hayvanı öfkeli, korkmuş, üzgün, sevinçli, ürkmüş olarak canlandırabiliriz kafamızda. Peki ya umutlu olarak? Neden yapamayız bunu?
Minima Moralia'dan tadımlık
Anılar çekmecelerde saklanamaz. Hiçbir anı, onu saklayan kişinin geleceğinden hiç etkilenmeyen yüzde yüz güvenceli bir varoluşa sahip degildir: Geçmişte yaşanmış olan hiçbir şey, şimdinin lanetinden muaf olamaz. *** Kitaplarda aynı düşüncenin çeşitlemeleri gibi duran cümleler, çoğu zaman, yazarın henüz tam hakim olamadığı bir şeyi kavramaya yönelik çabalarının anlatımıdır. *** Olağanüstü güzel kadınlar mutsuzluğa yazgılıdır. İki seçenekleri vardır. Seçeneklerin birinde, güzelliklerini kurnazca başarıya tahvil etmek vardır. Bunun bedeli mutsuzluktur. Öte yandan, her istediklerini seçebilecek durumda oldukları için, ince eleyip sık dokumadan çok genç yaşta evlenirler ve böylece kendilerini sıradan ve sıkıcı bir yaşama mahkum ederler. Sonsuz olasıklıkları elde tutma ayrıcalığından feragat edip insanların düzeyine inmişlerdir. *** Mutlu kişi hiçbir zaman mutluluğunun farkında olmaz. Mutluyum diyen yalan söylüyordur. Ancak mutluydum diyen kişi sadıktır mutluluğa. *** Konformizm, büyük düşünürlerle anlaşmaktan ibaret olsa bile yine de konformizmdir. *** Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz. *** Zeka, bir ahlak kategorisidir. “Bir zihnin ve bir kalbin varsa eğer,” der Hölderlin bir şiirinde, “yalnız birini göster. İkisini de mahkum ederler, ikisini de gösterirsen.” *** Bir görüş, bir kez dile getirildikten sonra, ne kadar saçma veya yanlış olursa olsun, sırf söylenmiş olduğu için, sahibini boyunduruk altına almakta ve artık ondan kurtulma olasılığı ortadan kalkmaktadır. *** Bir yazar ne demek istediğini tam olarak anlatabilmişse, güzel yazmıştır. Güzellikten başka bir amacı olmayan anlatım hiç de güzel değildir. Dekoratif ve sanatkaranedir fakat güzel değildir. *** Mutlu olup olmadığımızı rüzgarın sesinden anlayabiliriz.