Ludwig Wittgenstein

Ludwig Wittgenstein

Yazar
8.8/10
33 Kişi
·
141
Okunma
·
99
Beğeni
·
7.628
Gösterim
Adı:
Ludwig Wittgenstein
Tam adı:
Ludwig Josef Johann Wittgenstein
Unvan:
Avusturya doğumlu filozof, matematikçi
Doğum:
Viyana, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 26 Nisan 1889
Ölüm:
Cambridge, Birleşik Krallık, 29 Nisan 1951
Josef Johann Ludwig Wittgenstein, 26 Nisan 1889'da Viyana'da doğdu. Avusturyalı bir çelik üreticisinin oğlu, çok yetenekli sekiz kardeşin en küçüğüydü. Berlin'de iki yıl makine mühendisliği öğrenimi gördü. Daha sonra mantığa ve felsefeye yönelen Wittgenstein Birinci Dünya Savaşı'nda Avusturya ordusuna yazıldı, savaş boyunca mantık ve felsefe notları tuttu. 1919'da toplum hayatına döndükten sonra babasından miras kalan serveti dağıttı; aşırı sade ve tutumlu bir yaşam biçimini benimsedi. Öğretmenlik ve bahçıvan yamaklığı yaptı, müzikle ilgilendi. Tractatus ile felsefeye yapabileceği katkıları tükettiğini düşünen Wittgenstein ani bir kararla yeniden felsefeye yöneldi. 1929'da Cambridge Trinity College'de öğretim üyesi oldu. 1939 yılında Cambridge Üniversitesi'nde felsefe kürsüsüne atandı. Hitler'in Avusturya'yı işgal etmesinden sonra İngiliz vatandaşlığına geçti. 1944 sonbaharında kanser olduğu anlaşıldı. 29 Nisan 1951'de Cambridge'de öldü.

Çağımızın en önemli düşünürlerinden biri olan Ludwig Wittgenstein, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde Anglo-Sakson felsefesini derinden etkilemiş, mantık kuramları ve daha sonra da dil felsefesiyle iki özgün felsefe sistemi oluşturmuştur.

Başlıca yapıtları: Tractatus Logico-Philosophicus (1922), Philosophische Untersuchungen (1953; Felsefi Soruşturmalar),The Blue and Brown Books (1958; Mavi ve Kahverengi Kitaplar), Tagebücher 1914-16 (1961; Günlükler 1914-16), Zettel(1967; Notlar), Philosophische Grammatik (1969; Felsefi Gramer), Über Gewissheit (1970; Kesinlik Üzerine).
Dilegetirilemeyen bir yanıtın sorusu da dilegetirilemez. Gizem yoktur. Bir soru sorulabiliyorsa, yanıtlanabilir de.
Dil düşünceyi örter. Öyle ki, örtünün dış biçiminden, örtülen düşüncenin biçimi konusunda sonuç çıkarılamaz, çünkü örtünün dış biçimi, tamamiyle başka amaçlar için kurulmuştur; gövdenin biçimini belli etmek amacıyla değil. Gündelik dilin anlaşılması için yapılan sessiz düzenlemeler, korkunç derecede karmaşıktır.
Felsefe, başka türlü sanki bulanık ve kaypak olan düşünceleri, açık kılmalı, keskin olarak sınırlamalıdır.
190 syf.
·Beğendi
Tractatus Logico-Philosophicus Wittgenstein'ın hayatı boyunca yayımladığı tek eseri. Kitabın önsözü aynı zamanda Wittgenstein'ın hocası da olan Bertrand Russell tarafından yazılmış. Türkçe çevirisi ise Oruç Oruoba'ya ait. Evet, kitabı önünüz ilikli ve saygı duruşunda okumanız gerekiyor :)
(Burada küçük bir not düşmek istiyorum. Wittgenstein'ın sayfasında gördüğünüz diğer kitaplar, kendisinin ölümünden sonra notlarından, defterlerinden, makalelerinden derlenmiş. Yani aslında kendisinin tek eseri Tractatus Logico-Philosophicus oluyor.)

Wittgenstein'nın hayatı temelde iki döneme ayrılıyor. Russell’ın etkisinde kaldığı dönemlerde yazdığı bir tür mantık felsefesi denemesi olan Tractatus’ta, felsefi sorunları mantıksal açıdan incelemekte ve dilin sınırları içinde dünyayı da betimleyip, dünyanın sınırlarını çizmekte. İkinci dönemi olan Felsefi Soruşturmalar döneminde ise Tractatus’an farklı bir felsefe yapısını inceliyor.

Tractatus Logico-Philosophicus 21. yüzyılın en önemli felsefi eserlerinden biri olarak kabul ediliyor, hatta en önemlisi. ( Bu kitap için Tevrat, Zebur, İncil, Kur'an, Tractatus sıralaması yapanlar bile var. ) Kitap 1921'de yayımlanmış ve daha sonra da 1929 yılında Wittgenstein kitabı sayesinde Cambridge Üniversitesi'nden doktora derecesi almış.

Wittgenstein'ın kitabı; din, mistisizm, etik, mantık, bilim, dil, dilin mantığı, tasarım-tasarım felsefesi, düşünce ve felsefe alanlarında yaptığı yedi temel önerme ve bu önermeleri açıklayan içinde matematiksel ifadeler yardımıyla açıklamalar da barındıran alt önermelerden oluşuyor. Kitabın ana hatlarını belirleyen yedi temel önermesi ise şu şekilde:

1 - Dünya, olduğu gibi olan her şeydir. (Die Welt ist alles, was der Fall ist.)
2 - Olduğu gibi olan, olgu, olgu bağlamlarının öyle varolmasıdır. (Was der Fall ist, die Tatsache, ist das Bestehen von Sachverhalten.)
3 - Olguların mantıksal tasarımı, düşüncedir. (Das logische Bild der Tatsache ist der Gedanke.)
4 - Düşünce anlamlı tümcedir. (Der Gedanke ist der sinnvolle Satz.)
5 - Bir önerme basit önermelerin doğruluk fonksiyonudur (Basit bir önerme kendinin doğruluk fonksiyonudur). (Der Satz ist eine Wahrheitsfunktion der Elementarsätze.)
6 - Bir doğruluk fonksiyonunun genel biçimi p, \bar\xi, N (\bar\xi) şeklindedir. Bu bir önermenin genel biçimidir. (Die allgemeine Form der Wahrheitsfunktion ist: p, \bar\xi, N (\bar\xi) Dies ist die allgemeine Form des Satzes.)
7 - Üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı. (Wovon man nicht sprechen kann, darüber muß man schweigen.)

Kitap motto olarak '' dilimin sınırları benim sınırlarımdır '' düşüncesini benimsediğinden sanırım, orijinal dili olan Almanca'dan başka bir dile çevrildiğinde nüanslarını büyük ölçüde kaybediyor. Bu yüzden kitap hangi dile çevrilirse genelde yanında Almanca orijinal metinle birlikte basılıyor. İncelemem de eksik kalmasın diye orijinal metinden maddeleri de ekledim, maksat adet yerini bulsun :)


Dünyanın en büyük miraslarından birini reddedip, işçi olarak başvurduğu Sovyetlerden de red cevabı almış Ludwig Bey. Tabii bu kadarla da bitmiyor kendisinin acayiplikleri. Rivayetlere göre Keynes'i dövmüşlüğü, Popper'ı kızgın maşa ile tehdit etmişliği hatta bir kız öğrencisini dövmüşlüğü bile var kendisinin. Birinci Dünya Savaşına gönüllü katılıp, Tractatus'u da cephede yazmış. Wittgenstein Tractatus Logico-Philosophicus'u yayımladıktan sonra felsefedeki bütün sorunları çözdüğüne inandığından '' Atom fiziğine de profesörlüğe de lanet olsun '' diyerek çalışmalarını bırakmış ve ilkokul öğretmenliği, manastırda bahçıvanlık ve kızkardeşinin Viyana'daki evinin mimarlığı gibi çeşitli işlerde çalışmış. Daha sonra 1929'da, Cambridge'e dönüp öğretim görevliği yapmış ve önceki çalışmalarını tekrar gözden geçirip kendi tezlerine antitez yazmış. Kanser tedavisini reddedip, 62 yaşında da vefat etmiş ünlü filozof. Böyle enteresan bir kişilik kendisi.


Wittgenstein'ın kitapta incelediği temel sorun, dilin mantıksal yapısıdır. Dilin sınırları aynı zamanda felsefenin ve düşüncenin de sınırlarını oluşturur. Kant'ın yolunu takip eden Wittgenstein, dil bağlamında aklın ve bilginin sınırlarının sınırlarının nereye kadar ulaşabileceğini sorgular. Wittgenstein felsefesine göre dilin sınırlarını belirleyen etken olgularımızdır ve dünya da bu olgulardan oluşur. Wittgensteinca söylersek; '' Dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır. ''


Kitabın önerme dizilişleri o kadar ilginç ki kitabın bir başı veya sonu yokmuş gibi hissettim okurken. Wittgenstein kitabın başında '' Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak. '' diyor kitabı için. Tam olarak anladım mı emin olamasam bile :/ kesinlikle çok zevk aldım.

NOT: İşbu inceleme Wittgenstein'ın yazdıklarının ancak yüzde onu anlaşılabildiğinden kısa tutulmuştur. Geniş bir zamanda kitabın tekrar ayrıntılı bir şekilde incelenmesi sonrası güncellenecektir. :)

Not: İncelememi Tractatus Logico-Philosophicus'u '', '' adını okuyamadığım kitap '' olarak özetleyen Hayriye Gül 'ya ithaf ediyorum.
190 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Bu incelemede önermeler üzerinden gitmeyeceğimi başından belirtiyorum. Sadece bu kitaptan anladığım kadarıyla ve başka kaynaklardan okuduğum kadarıyla Wittgenstein'in felsefesini anlatmaya ve yorumlaya çalışacağım. Bunun için sizi tatmin edecek bir inceleme olmayabilir. Uyarıldınız!!
-----------------------------
Descartes, kitaplarından birinde şöyle bir ifade kullanır: ''Düşünüyorum öyleyse varım.'' Bu sözü bir miktar incelemek, Tractatus'u anlamak için fazlasıyla yararlı olacaktır. Descartes, burada gerçekliği(varım), yeterli ve gerekli şart olarak ''düşünme''ye bağlıyor. Tabi ki bu sözün anlatmak istediği tek anlam bu değil. Ancak diğer anlamları dışarıda bırakarak devam edeceğim.

Descartes, bu cümleyi kullandıktan sonra kendisinden çok daha sonraki dönemlerde bile birçok tepki gördü. Bu tepkiyi gösterenlerin en başında Immanuel Kant geliyor. Kant, bu düşünceyi yerden yere vurdu ve genel kullanımla ''çürüttü''. Tabi ki buna girmek istemiyorum çünkü konudan çok sapacağımı düşünüyorum ve yeterli bilgiye de sahip değilim. Kant, Descartes'in gerçekliğini çürüttükten sonra yeni bir gerçeklik arayışı içine girmiştir. Bunu yaparken de akla yani düşünceye bir sınır çizmeye çalışmıştır. Şimdilik Kant'ı burada bırakarak daha ileri dönemlere geçelim.

Descartes'e karşı olan bu tepkiler, 19. yüzyılın başlarında ''tarihi'' gerçeklik olarak kabul eden filozoflar tarafından gelmiştir. Bu konuyu da geçmek zorundayım çünkü incelemem temel olarak Wittgenstein üzerine.

19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında ayrı bir tepki de dil tarafından gelmiştir. Dili tek gerçeklik olarak kabul eden bir dil felsefesi doğmuştur ve bu felsefenin filozofları arasında Wittgenstein çok kuvvetlidir. Ancak bir açıdan da çoğu filozofun umursamadığı biridir. Çünkü hayata bir kere Wittgenstein'ın gözlerinden bakmak tüm felsefeyi çoğu açıdan reddetmektir. Ve temel olarak Wittgenstein için bir gerçeklik arayışı içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi Wittgenstein üzerine rahatça konuşabiliriz. Wittgenstein, Kant'ın yolundan gitmiştir ve onun yaptığını daha ileri bir boyuta taşımıştır. Düşünceyi ve onun ifade biçimi olan dili sınırlandırmak. Peki, bu sınırlandırılmış olan dil nasıl bir dildir ve bize sunduğu çözüm nedir?

Burada, Wittgenstein'in keskin bir zekaya ve ileri derecede bir matematik bilgisine sahip olması göz önünde bulundurulmalıdır. Wittgenstein, dilde bir kesinlik yaratmak istemiştir tıpkı matematikteki ''2+2=4'' gibi kesin ifadelerle ya da mantıksal için doğruluk değeri ''0'' veya ''1'' olan önermelerle dolu bir dil. Yani Wittgenstein bize gri rengi seçme şansı vermez. Ya siyah ya beyaz...

Ancak burada şöyle bir problem göze çarpıyor: ''Eğer en başından 2+2=5 kabul edilmiş olsaydı, şu an ne olurdu?'' İşte, Wittgenstein'ı anlamayı zorlaştıran kısım burada sunduğu çözüm. Wittgenstein, kimsenin reddemeyeceği matematiği, dünya-dil ikililiği içinde ele almıştır. ''Dil, dünyanın ifade biçimidir.'' şeklinde kısaltılabilir belki. Daha anlaşılabilir olması için şöyle bir örnek verilebilir: ''Masanın üzerinde bir bardak duruyor.'' Bu cümle, Dünya'daki bir olguyu anlatıyor bize. Herkes farklı bir masanın üzerindeki farklı bir bardağı görebilir. Ancak bu onun temelini (gerçekliğini) değiştirmez. Yani matematik bir kere kabul edildikten sonra kimsenin ''2+2=5'' diyemeyeceği gibi artık farklı bir ifade düşünülemez. Bu Wittgenstein'ın kesinliğidir.

Artık elimizde olan şey şu: Dünya'daki olguların ifadesi dildir ve bu olgular kesindir.

Wittgenstein, ilginç bir şey daha söyler ve bu durumu kendi felsefesiyle uyumlu olarak çözümler. Bu ifade çoğu kişi tarafından ''resim teorisi'' olarak ifade edilir ve ben de bunu kullanarak ilerleyeceğim. Resim teorisi; sözcüklerin, durumların veya olayların insanın zihninde canlandırılan biçimidir. Yani konuştuğumuz dil, zihnimizde canlandırdığımız resimlere dayanır. Bu da demek oluyor ki yukarıda bahsettiğim kesinlik ''yorumlanırken'' değişebilir. Wittgenstein'a göre bu büyük bir problemdir çünkü herkesin zihninde farklı bir resim canlandırması kimsenin birbirini net olarak anlayamamasına yol açar. Burada çözüm kolaydır ve Wittgenstein'ın felsefesiyle uyumludur, dildeki her şey çözümlenebilir, indirgenebilir ve Dünya'da bir karşılık bulabilir. Matematiksel mantık açısından şöyle demektir: ''En karışık ifadeler bile temelde 'p' şeklindeki bir önermeye karşılık gelir.''

Peki, gerçekten ''her şey'' çözümlenebilir ve Dünya'da karşılık bulabilir mi? '' Tanrı, her şeyi yaratandır.'', ''Hayatımın, en büyük mutluluğunu yaşadım.'' gibi cümleleri basite indirgemeyi deneyebilirsiniz. Ancak bunların Dünya'da herhangi bir karşılığı bulunmaz.Yani bu ifadeler bizim alanımızın dışında kalır. Bu demektir ki: Karşılığı olmayan ifadeler herhangi bir sembol tarafından ifade edilemez yani bir ''p'' önermesine karşılık gelmez. Bu sonuçlar doğrultusunda matematiksel olarak temellendirilmiş dilimizde bu tür ifadeler olamaz.

Elimizde son bir sorun kalıyor: ''Dünya'da karşılığı olan ve olmayan şeyler arasındaki sınır nedir?'' Wittgenstein, buna karşı sert bir tutum izler ve metafiziksel(fizikötesi,doğaötesi) kavramların tamamını reddeder. Onun için tanrı, mutluluk, kötülük ve iyilik gibi kavramlar yoktur. Ve aslında bunu Tractatus'ta çok güzel bir şekilde anlatır: anlatmayarak. Tractatus'ta tanrı üzerine, sevgi üzerine veya ahlak üzerine hiçbir kısım yoktur. Çünkü Wittgenstein'a göre bunlar zaten yoktur.
------------------------------
Başta belirttiğim üzere bu inceleme yeterli olmamakla birlikte Wittgenstein'ın erken dönemini hedef alır. Ve Wittgenstein'ı tamamen anladığımı düşündüğüm zaman bu incelemeyi değiştireceğim.

Okumayı düşünenelere birkaç öneride bulunmak istiyorum. Mantık üzerine en azından birkaç makale okuyun. Frege ve Russel'ı okuyun. Kitabı sayfa olarak baştan sona ve sondan başa olmak üzere toplamda iki kere okuyun. Ve bu incelemeyi kitabı okumadan önce hiçbir şekilde dikkate almayın.

Şunu da hep aklınızda tutun: ''Üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı.''
190 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Bu kitap belki de bir tek, içinde dilegelen düşünceleri kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak. Bir öğretici kitap değil, böylece. Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak." Diye tanımlar baş yapıtını Wittgenstein. Birinci dünya savaşı sırasında savaş esnasında yazar bu kitabını ancak yayınevleriyle anlaşamaması sonucu hocası Russell' den bir giriş yazmasını işter. Ancak Russell 'ın giriş yazısını begenmemesi sonucu notlarını kitap halinde toplayıp ona göndererek istedigi şekilde basmasını yalnız degisiklik yaptığı yerlerde kendisinin değiştirmiş olduğunu belirten not bırakmasını ister. Wittgenstein felsefeyle ilgisini kesip öğretmenlik yaptığı sırada hocası Russell, kitabını yeni bir giriş metni hazırlayarak yayınlar. Kitap genel olarak düşünceye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok düşünceye değil, düşüncelerin dilegetirilisine bir sınır getiriyor. Temel öğretisi Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı diye tanımlar. Şu ana kadar okuduğum en ağır kitap diyebilirim, çünkü; kitapta çokça matematiksel terimler ve kitabın özü olan felsefi mantık eleştirisi neticesinde mantık kavramlarıyla açıklama girişimindedir. Son olarak kitabın çevirisinde orjinal dili olan Almancadan İngilizceye çevrildiğinde Wittgenstein' ın kendisinin de belirtigi gibi kitap bütün inceliğini yitiriyor, o yüzden kitap genelde hangi dile çevrilirse de yanında mutlaka Almanca orjinal metni de bulunuyor.
190 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Wittgenstein'ın başyapıtı olan eseri uzun zamandan beridir okumak istiyordum. Eserle alakalı bir filmde gördüğüm bir sahne üzerinde kitabı okumaya başladım. Kitap, felsefe alanında 20. yy.'ın en önemli eserlerinden kabul ediliyor. Mantık, tasarım felsefesi ve dilbilim konularında çok ciddi önermeler içeriyor. Oldukça sıradışı bir eser. Wittgenstein'ın, Bertrand Russell gibi matematikçi olduğundan bahsetmeye gerek yok, zaten kitaptaki mantıksal önermelerde matematiksel içeriğe de rastlıyoruz. Kitabın dilbilim ile alakalı olmasından dolayı, orjinal eser dili olan Almanca'ya hakim okurlar kitaptan daha fazla istifade edeceklerdir. Kitabı okumaya karar vermemi sağlayan, eserle alakalı fikir edinmenizi de sağlayacak film sahnesini şu linkten izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=Rob3mb0hn5Y İyi okumalar dilerim...
291 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Yirminci yüzyılda felsefesiyle büyük yankı uyandıran Wittgenstein, Tractatus Logico-Philosophicus'u yazdıktan sonra felsefeye uzun bir süre ara verir ve ardından tekrar felsefeye dönüş yaptığı zaman kaleme aldığı ikinci kitabıdır; Felsefi Soruşturmalar. On altı yıl boyunca küçük notlar halinde yazdığı yazılarını kitap hâline getirmeden ölür bunun üzerine onun manevi mirasçıları notlarını derleyerek kitaplaştırırlar. Tractatus'u bitirdikten sonra bu alanda söylediği her şeyi söylemiş olduğunu düşünerek felsefeyi bırakır. Ama daha sonra 1929'da tekrar felsefeyle ilgilenmek için Cambridge'e gelir ve çalışmalara başlar. Ayrıca önceki eserini birçok konuda da eleştirir. Kitabın içeriğini derin bir felsefe metnine dönüştüren ise mantık ve felsefeyi harmanlaması ve dil oyunları üzerinden okuyucuyu kitabın sonuna kadar soru yağmuruna tutmasında yatar. Onun asıl alanı mantık yani dildir. Çeşitli kavramlarla ve çizdiği sembollerle ortaya attığı görüşlerini kanıtlama çabasına girer ve hayatında dile çok önem verdiğini şu sözcüklerle dile getirir: "benim dilimin sınırları yaşamımın sınırıdır." Gündelik hayatta kullandığımız dili biraz incelediğimizde ve anlamı üzerinde biraz durduğumuzda tam da onun bahsettiği noktaları kavrarız. Çünkü dillin zamanla diğer kültürlerdeki dillerle kaynaşması ve ortaya bir sentezin çıkması, mantık kurallarından yoksun savurduğumuz kelimeler, kalıplar haline geldiği zaman mutlaka insanı etkimesine ve düşünülmeden hareket etmesine zemin hazırlayacaktır. Bu da bir toplumun felaketi olur. Eğer 21. Yy.'da hala diğer insanların bilinçsizce eyleme geçen düşüncesizligi yüzünden zarar görüyorsak bunun en temel nedenlerinden biri; bilinçten yoksun kullandığımız dilin zamanla anlaşılma kaygısı dışında kullanılarak karşı tarafı aşağılayan yargılar içermesidir. Gerçektende tek seferde anlamakta güçlük çekilen bir kitap. Ama eğer okumak isteyen olursa mutlaka Tractatus'u okuduktan sonra bu eserine geçmesinde yarar vardır. Son olarak:
"Ateşin beni yakacağı inancı, beni yakacağı korkusuyla aynıdır."
190 syf.
·Puan vermedi
En temizi mantık, matematik ve Almanca öğrendikten sonra okumaktır. Değilse okuduktan sonra üzerinde konuşulamayıp susulacaklar listesi yapıp listenin en başına bu kitabın adını yazmamız gerekir.
291 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitap, yazarın vefatından sonra çocukları tarafından onun notlarının derlemesi olarak oluşturulmuş. Bu sebeple anlaşılması biraz zor zira günlük notlarını normal olarak kendince almış ama bu zorluğun da ayrı bir tadı var.
190 syf.
·79 günde·Beğendi·5/10
Beyin yakan kitaplarda bugün :D
Bi sayfa almanca bi sayfa türkçe olarak yazılmış. Keşke almanca yerine ingilizce olsaydı bari. Neyse çok felsefik derin bi kitap. Ilgilenenin çok seveceği ilgisi dahilinde olmayanların da mükemmel sıkılacağı bi kitap bu bence. Kendi fikrimi söylemek gerekirse de ben nötr okudum baya baya. Çok iyi de diyemem kötü de hikayesi çok güzel tavsiye ederim savaş esnasında eline kağıt kalem alan bi askerin filozof düşünceleri bunuda bi filmde izledim dedim ben bu kitabı alıp okuyacağım arkadaş
190 syf.
·Beğendi·7/10
Geçen gün arkadaşımla bir iddiaya girmiştik bütün kitaplar filme çevrilir demişti Ben de bu kitabı söylemiştim asla filme çeviremezsin diye?? Kitabın ne olduğunu bilmiyor araştırdıktan sonra
Evet haklısın filme çevrilmez dedi
Filme çevrilmeyecek belgeseli yapılamayacak bir kitabı zamanında okuduğumda zihinsel ve dilsel Dünyam
Kafamda sürekli görsel şablonlar oluşturmuştu
Kesinlikle boş kafayla okunulması gereken bir kitap bunun sebebi ise gerektiği yerde formüle ve dayanağa bağlamış olması. Kendiniz ile çok tereddüte düşeceğiniz felsefil kitap resmen zorlayıcı ama bir o kadar da keyifli...

Yazarın biyografisi

Adı:
Ludwig Wittgenstein
Tam adı:
Ludwig Josef Johann Wittgenstein
Unvan:
Avusturya doğumlu filozof, matematikçi
Doğum:
Viyana, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 26 Nisan 1889
Ölüm:
Cambridge, Birleşik Krallık, 29 Nisan 1951
Josef Johann Ludwig Wittgenstein, 26 Nisan 1889'da Viyana'da doğdu. Avusturyalı bir çelik üreticisinin oğlu, çok yetenekli sekiz kardeşin en küçüğüydü. Berlin'de iki yıl makine mühendisliği öğrenimi gördü. Daha sonra mantığa ve felsefeye yönelen Wittgenstein Birinci Dünya Savaşı'nda Avusturya ordusuna yazıldı, savaş boyunca mantık ve felsefe notları tuttu. 1919'da toplum hayatına döndükten sonra babasından miras kalan serveti dağıttı; aşırı sade ve tutumlu bir yaşam biçimini benimsedi. Öğretmenlik ve bahçıvan yamaklığı yaptı, müzikle ilgilendi. Tractatus ile felsefeye yapabileceği katkıları tükettiğini düşünen Wittgenstein ani bir kararla yeniden felsefeye yöneldi. 1929'da Cambridge Trinity College'de öğretim üyesi oldu. 1939 yılında Cambridge Üniversitesi'nde felsefe kürsüsüne atandı. Hitler'in Avusturya'yı işgal etmesinden sonra İngiliz vatandaşlığına geçti. 1944 sonbaharında kanser olduğu anlaşıldı. 29 Nisan 1951'de Cambridge'de öldü.

Çağımızın en önemli düşünürlerinden biri olan Ludwig Wittgenstein, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde Anglo-Sakson felsefesini derinden etkilemiş, mantık kuramları ve daha sonra da dil felsefesiyle iki özgün felsefe sistemi oluşturmuştur.

Başlıca yapıtları: Tractatus Logico-Philosophicus (1922), Philosophische Untersuchungen (1953; Felsefi Soruşturmalar),The Blue and Brown Books (1958; Mavi ve Kahverengi Kitaplar), Tagebücher 1914-16 (1961; Günlükler 1914-16), Zettel(1967; Notlar), Philosophische Grammatik (1969; Felsefi Gramer), Über Gewissheit (1970; Kesinlik Üzerine).

Yazar istatistikleri

  • 99 okur beğendi.
  • 141 okur okudu.
  • 11 okur okuyor.
  • 277 okur okuyacak.
  • 4 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları