Ludwig Wittgenstein

Ludwig Wittgenstein

Yazar
8.8/10
118 Kişi
·
407
Okunma
·
252
Beğeni
·
13,9bin
Gösterim
Adı:
Ludwig Wittgenstein
Tam adı:
Ludwig Josef Johann Wittgenstein
Unvan:
Avusturya doğumlu filozof, matematikçi
Doğum:
Viyana, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 26 Nisan 1889
Ölüm:
Cambridge, Birleşik Krallık, 29 Nisan 1951
Josef Johann Ludwig Wittgenstein, 26 Nisan 1889'da Viyana'da doğdu. Avusturyalı bir çelik üreticisinin oğlu, çok yetenekli sekiz kardeşin en küçüğüydü. Berlin'de iki yıl makine mühendisliği öğrenimi gördü. Daha sonra mantığa ve felsefeye yönelen Wittgenstein Birinci Dünya Savaşı'nda Avusturya ordusuna yazıldı, savaş boyunca mantık ve felsefe notları tuttu. 1919'da toplum hayatına döndükten sonra babasından miras kalan serveti dağıttı; aşırı sade ve tutumlu bir yaşam biçimini benimsedi. Öğretmenlik ve bahçıvan yamaklığı yaptı, müzikle ilgilendi. Tractatus ile felsefeye yapabileceği katkıları tükettiğini düşünen Wittgenstein ani bir kararla yeniden felsefeye yöneldi. 1929'da Cambridge Trinity College'de öğretim üyesi oldu. 1939 yılında Cambridge Üniversitesi'nde felsefe kürsüsüne atandı. Hitler'in Avusturya'yı işgal etmesinden sonra İngiliz vatandaşlığına geçti. 1944 sonbaharında kanser olduğu anlaşıldı. 29 Nisan 1951'de Cambridge'de öldü.

Çağımızın en önemli düşünürlerinden biri olan Ludwig Wittgenstein, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde Anglo-Sakson felsefesini derinden etkilemiş, mantık kuramları ve daha sonra da dil felsefesiyle iki özgün felsefe sistemi oluşturmuştur.

Başlıca yapıtları: Tractatus Logico-Philosophicus (1922), Philosophische Untersuchungen (1953; Felsefi Soruşturmalar),The Blue and Brown Books (1958; Mavi ve Kahverengi Kitaplar), Tagebücher 1914-16 (1961; Günlükler 1914-16), Zettel(1967; Notlar), Philosophische Grammatik (1969; Felsefi Gramer), Über Gewissheit (1970; Kesinlik Üzerine).
Kendine bak - kendini hiçbir zaman anlamayacaksın. Çünkü kendini bir dizi tasarım içinde görüyorsun, sonunda da dağılıp gidiyor hepsi. Çünkü kişi kendisine dışardan bakamaz, zira kişi kendisinin nasıl göründüğünü sahiden görmez, çıkarsayabilir ancak. Kişi kendine gerçi, bu koşullar altında ben biz başkası için ne derdim, diye sorabilir. Ama yanıt şu: Bilemezdim. Bilseydim de, o başkasıyla
ilgili haklı olduğum konusunda birşey söylemiş olmazdı. Kişinin kendi üzerine sığ bir yargıda bulunması, kendisini ucuz bir biçimde şu ya da bu komedinin ya da trajedinin oyuncusu sayması, bunları bir başkası için yapması kadar iğrenç bir şey. Düşün ki, başına ne gibi bir umutsuzluk, nasıl bir acı gelirse gelsin, bu sen kendin hakettin.
Ludwig Wittgenstein
Sayfa 108 - Altıkırkbeş
112 syf.
Ludwig Wittgenstein... Avusturya Viyana'da doğmuş filozof, matematikçi. Avusturya'nın bereketine bakın: Stefan Zweig, Sigmund Freud, Rilke, Thomas Bernhard, Elias Canetti, Robert Musil... Coğrafyanın kadere olan etkisinin en çekici hali.

Peki kimdir bu adam? Onu felsefe dünyasında önemli kılan ne? Neyi savunur, neyi destekler? Öncelikle hayatından başlar isek, varlıklı bir ailenin içinde doğan sekiz çocuğun en küçüğü. (Çok çocuklu ailelerin içinde yetişmek daima zor olmuştur. İlgisizlik, yalnızlık ya da tam tersi kalabalıklık hissi ruhu yormakla kalmıyor, boğulmaya da itiyor. Bu bazen intihara - ki üç kardeşi ediyor - bazen de dehaya sürüklüyor insanı) Çetin ceviz bir insan. Çoğu özyaşam öyküsünde gördüğümüz zorlukları çekmiş ancak zekası ve kimliğiyle bu zorlukların üstesinden gelmiştir. İki dünya savaşı görmüş birisi olarak Wittgenstein, insan ilişkilerinde otoriter ve inatçı olduğu kadar; aynı zamanda duyarlı ve şüpheli bir yaklaşım sergilemiştir.

Hayatını değiştiren olay ise bir diğer filozof Bertrand Russell’ın kendisi ve eserleriyle tanışması ile gerçekleşti. Russell, Wittgenstein'ın dehasını fark edip onunla daha yakından ilgilenmeye karar vermiş ve devamında da Russell seviyesinde bir filozof haline gelmiştir. Birçok filozof gerçeği, hakikatı anlamak adına ömürlerini bu uğurda harcamış ve kendi doğrularını elde etmişlerdir. Wittgenstein'ın yolu bitmemek üzerine kurulu sanki. Gerçek ya da doğru sizce bir midir? Yani her bakış açısından sızan farklılıklar bizi bir olmadığı yönünde bir görüşe itse de aslında birdir. Taban ve temel anlamında birdir. Farklı pencerelerin doğruya olan etkisi yalnızca bize rehber kılınan bir türevdir. Peki doğrunun doğru olduğunu mantığımız dışında bize kim söyleyecek? Filozoflar? kanaat önderleri? Doğru, doğrudur ancak bunun kanıtını ya da işlevselliğini kendi içimizde tartıp, karar vermek zorundayız. İnsanın doğruları dünya var olduğundan beri çıkarlarıyla paralel ilerledi. O sebeple en azından dışarı yansıtmasak bile kendi içimizde doğruların yalnızca sade anlamıyla kabulü gerekir. O sebeple bol bol kritik yapmak, okumak ve araştırmaktan başka çaremiz yok.

Wittgenstein'ı araştırırken ve okuduğum bu kısa kitabıyla aslında doğrunun bir varış noktası değil süreç olduğunu anlıyorum. Yani kesin bir varış noktasına değil o yolun üzerinde olmak mesele. Ona ''modern zamanların çileci, kavgacı ve doğrucu dervişi'' demelerindeki sebep ise doğruya, anlama olan yolculuğundaki izlediği metodla ilgili. Yalnız bu metodu uygularken de insanın karşısında zorlu bir düşman vardır. Kimdir o düşman? Elbette kendisi. Wittgenstein’ın arzularına o kadar zıttır ki, içinde yaşadığı bu çelişkiler ona çok acı vermiştir. Öyle ki, yaşamını kazanmak için birçok yerde dersler vermiş Avrupa’nın sayılı zenginlerinden biri olmasına rağmen bu şaşaalı hayata yüz çevirmiş ve hayat anlayışının gereği olarak mistik kristalleşmeler denebilecek yoksunluğu, yalnızlığı ve çileyi seçmiştir.

Bu kitabıyla başlayan Wittgenstein serüvenim devam edecek. Ülkemizde ve 1000kitap'ta bilinen birisi değil maalesef. Bu sebeple görenlere, duyanlara tavsiyemdir. Yan Değiniler iyi bir giriş kitabı. İyi okumalar.
190 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Bu incelemede önermeler üzerinden gitmeyeceğimi başından belirtiyorum. Sadece bu kitaptan anladığım kadarıyla ve başka kaynaklardan okuduğum kadarıyla Wittgenstein'in felsefesini anlatmaya ve yorumlaya çalışacağım. Bunun için sizi tatmin edecek bir inceleme olmayabilir. Uyarıldınız!!
-----------------------------
Descartes, kitaplarından birinde şöyle bir ifade kullanır: ''Düşünüyorum öyleyse varım.'' Bu sözü bir miktar incelemek, Tractatus'u anlamak için fazlasıyla yararlı olacaktır. Descartes, burada gerçekliği(varım), yeterli ve gerekli şart olarak ''düşünme''ye bağlıyor. Tabi ki bu sözün anlatmak istediği tek anlam bu değil. Ancak diğer anlamları dışarıda bırakarak devam edeceğim.

Descartes, bu cümleyi kullandıktan sonra kendisinden çok daha sonraki dönemlerde bile birçok tepki gördü. Bu tepkiyi gösterenlerin en başında Immanuel Kant geliyor. Kant, bu düşünceyi yerden yere vurdu ve genel kullanımla ''çürüttü''. Tabi ki buna girmek istemiyorum çünkü konudan çok sapacağımı düşünüyorum ve yeterli bilgiye de sahip değilim. Kant, Descartes'in gerçekliğini çürüttükten sonra yeni bir gerçeklik arayışı içine girmiştir. Bunu yaparken de akla yani düşünceye bir sınır çizmeye çalışmıştır. Şimdilik Kant'ı burada bırakarak daha ileri dönemlere geçelim.

Descartes'e karşı olan bu tepkiler, 19. yüzyılın başlarında ''tarihi'' gerçeklik olarak kabul eden filozoflar tarafından gelmiştir. Bu konuyu da geçmek zorundayım çünkü incelemem temel olarak Wittgenstein üzerine.

19. yüzyıl sonlarında ve 20. yüzyıl başlarında ayrı bir tepki de dil tarafından gelmiştir. Dili tek gerçeklik olarak kabul eden bir dil felsefesi doğmuştur ve bu felsefenin filozofları arasında Wittgenstein çok kuvvetlidir. Ancak bir açıdan da çoğu filozofun umursamadığı biridir. Çünkü hayata bir kere Wittgenstein'ın gözlerinden bakmak tüm felsefeyi çoğu açıdan reddetmektir. Ve temel olarak Wittgenstein için bir gerçeklik arayışı içinde olduğunu söyleyebiliriz.

Şimdi Wittgenstein üzerine rahatça konuşabiliriz. Wittgenstein, Kant'ın yolundan gitmiştir ve onun yaptığını daha ileri bir boyuta taşımıştır. Düşünceyi ve onun ifade biçimi olan dili sınırlandırmak. Peki, bu sınırlandırılmış olan dil nasıl bir dildir ve bize sunduğu çözüm nedir?

Burada, Wittgenstein'in keskin bir zekaya ve ileri derecede bir matematik bilgisine sahip olması göz önünde bulundurulmalıdır. Wittgenstein, dilde bir kesinlik yaratmak istemiştir tıpkı matematikteki ''2+2=4'' gibi kesin ifadelerle ya da mantıksal için doğruluk değeri ''0'' veya ''1'' olan önermelerle dolu bir dil. Yani Wittgenstein bize gri rengi seçme şansı vermez. Ya siyah ya beyaz...

Ancak burada şöyle bir problem göze çarpıyor: ''Eğer en başından 2+2=5 kabul edilmiş olsaydı, şu an ne olurdu?'' İşte, Wittgenstein'ı anlamayı zorlaştıran kısım burada sunduğu çözüm. Wittgenstein, kimsenin reddemeyeceği matematiği, dünya-dil ikililiği içinde ele almıştır. ''Dil, dünyanın ifade biçimidir.'' şeklinde kısaltılabilir belki. Daha anlaşılabilir olması için şöyle bir örnek verilebilir: ''Masanın üzerinde bir bardak duruyor.'' Bu cümle, Dünya'daki bir olguyu anlatıyor bize. Herkes farklı bir masanın üzerindeki farklı bir bardağı görebilir. Ancak bu onun temelini (gerçekliğini) değiştirmez. Yani matematik bir kere kabul edildikten sonra kimsenin ''2+2=5'' diyemeyeceği gibi artık farklı bir ifade düşünülemez. Bu Wittgenstein'ın kesinliğidir.

Artık elimizde olan şey şu: Dünya'daki olguların ifadesi dildir ve bu olgular kesindir.

Wittgenstein, ilginç bir şey daha söyler ve bu durumu kendi felsefesiyle uyumlu olarak çözümler. Bu ifade çoğu kişi tarafından ''resim teorisi'' olarak ifade edilir ve ben de bunu kullanarak ilerleyeceğim. Resim teorisi; sözcüklerin, durumların veya olayların insanın zihninde canlandırılan biçimidir. Yani konuştuğumuz dil, zihnimizde canlandırdığımız resimlere dayanır. Bu da demek oluyor ki yukarıda bahsettiğim kesinlik ''yorumlanırken'' değişebilir. Wittgenstein'a göre bu büyük bir problemdir çünkü herkesin zihninde farklı bir resim canlandırması kimsenin birbirini net olarak anlayamamasına yol açar. Burada çözüm kolaydır ve Wittgenstein'ın felsefesiyle uyumludur, dildeki her şey çözümlenebilir, indirgenebilir ve Dünya'da bir karşılık bulabilir. Matematiksel mantık açısından şöyle demektir: ''En karışık ifadeler bile temelde 'p' şeklindeki bir önermeye karşılık gelir.''

Peki, gerçekten ''her şey'' çözümlenebilir ve Dünya'da karşılık bulabilir mi? '' Tanrı, her şeyi yaratandır.'', ''Hayatımın, en büyük mutluluğunu yaşadım.'' gibi cümleleri basite indirgemeyi deneyebilirsiniz. Ancak bunların Dünya'da herhangi bir karşılığı bulunmaz.Yani bu ifadeler bizim alanımızın dışında kalır. Bu demektir ki: Karşılığı olmayan ifadeler herhangi bir sembol tarafından ifade edilemez yani bir ''p'' önermesine karşılık gelmez. Bu sonuçlar doğrultusunda matematiksel olarak temellendirilmiş dilimizde bu tür ifadeler olamaz.

Elimizde son bir sorun kalıyor: ''Dünya'da karşılığı olan ve olmayan şeyler arasındaki sınır nedir?'' Wittgenstein, buna karşı sert bir tutum izler ve metafiziksel(fizikötesi,doğaötesi) kavramların tamamını reddeder. Onun için tanrı, mutluluk, kötülük ve iyilik gibi kavramlar yoktur. Ve aslında bunu Tractatus'ta çok güzel bir şekilde anlatır: anlatmayarak. Tractatus'ta tanrı üzerine, sevgi üzerine veya ahlak üzerine hiçbir kısım yoktur. Çünkü Wittgenstein'a göre bunlar zaten yoktur.
------------------------------
Başta belirttiğim üzere bu inceleme yeterli olmamakla birlikte Wittgenstein'ın erken dönemini hedef alır. Ve Wittgenstein'ı tamamen anladığımı düşündüğüm zaman bu incelemeyi değiştireceğim.

Okumayı düşünenelere birkaç öneride bulunmak istiyorum. Mantık üzerine en azından birkaç makale okuyun. Frege ve Russel'ı okuyun. Kitabı sayfa olarak baştan sona ve sondan başa olmak üzere toplamda iki kere okuyun. Ve bu incelemeyi kitabı okumadan önce hiçbir şekilde dikkate almayın.

Şunu da hep aklınızda tutun: ''Üzerinde konuşulamayan konusunda susmalı.''
112 syf.
Eğer Nietzsche'nin üst-insan modelini baz alacaksak kendimize, rahatlıkla söyleyebilirim ki Ludwig Wittgenstein, bu profile en uygun insanlardan biridir.

Gençlik döneminde kaleme aldığı Tractatus Logico-Philosophicus #54385600 eserine, Felsefi Soruşturmalar'dan #62328873 sonra karşı çıktığı ve kendini çürütmeye çalıştığı ikinci eseridir Yan Değiniler. Bir düşünür hayal edin ki akıllara durgunluk veren bir kitapla adını duyursun ve sonra bu zeka ürünü eseri fazla iyi bularak kendi kendini çürütmeye çalışsın karşı tezleriyle. Bunu kolay kolay kimse yapamaz. Yani kendi kendine muhalif olup kendi fikrine karşı çıkamaz. Bir yerde yorulur. Bu mücadele edilebilir bir şey değildir. Wittgenstein'ın bunu yapabilmesinin tek nedeni geliştirdiği dil bilimi ile felsefe ilişkisinde yatmaktadır. Ağzımızdan çıkan her söz bizi karşımızdakine anlatan ve ne olduğumuzun satır aralarını sunan bir eleveriştir. Kelimelere ne kadar hakim olunursa o kadar değişiverir insan. Wittgenstein da bunun farkına varmış ve değişimi kendinde başlatmıştır.

Aforizmalarla dolu bu güzel eseri de bu sürecin en güzel dilimlerinden birini sunuyor bizlere.

Wittgenstein savaşına hoşgeldiniz.
291 syf.
Bir Tractatus Logico - Philosophicus #54385600 eleştirisidir.

Derlenen notlarıyla ilk dönem eserini çürütmeye, onu geçersiz kılmaya çalışmıştır Wittgenstein. Eseri de bu noktada önemli bir misyona sahiptir. Çünkü felsefi duruşundan kopmadan Tractatus Logico'daki felsefi analizlerine ters söylemleri vardır.

Bildiğimiz üzere Wittgenstein, dil bilmi ile felsefeyi harmanlayarak yepyeni bir akım yaratmıştı geçtiğimiz yüzyılın hemen başında başlayan. ve oldukça ses getirmiş çünkü Wittgenstein. bir gerçekliği teşhis ederek insanı anlatmıştır insana. okuması ve anlaması oldukça zordur Wittgenstein'ı. dolayısıyla felsefi soruşturmalar eserinde çok farklı bir felsefi dil bulacaksınız. okuduğunuzda anladığınız ilk şey doğru anladığınız ilk şey olmayacak. Tractatus Logico kadar sevmesem de oldukça güzel bir kitap. derleme olduğu için belki de o tadı alamadım ancak felsefeye ilgi duyan herkesin okuması gereken, hayata dair bambaşka bir bakış açısını insana öğretecek olan güzel bir soruşturma kitabıdır.
190 syf.
·
anlaşılması gerçekten çok zor olan, yazarı ludwig wittgenstein'ın ilk dönem eserlerindendir. ikinci döneminde gençlik yıllarında yazdığı bu kitaba saldırmıştır.

dilin sınırları dünyanın sınırlarıdır der ve üzerine konuşulamayan konusunda susmalı diyerek söyleyeceklerimi boğazıma tıkadı desem yeri. şahane bir kitap. dil felsefesi üzerine öyle bir kitap yazmış ki daha sonra bu hakikate muhalefet edecektir. ikinci dönem kitapları da okuduğunuz vakit neden eleştirdiğini görmek mümkün ancak.

wittgenstein bu kitabın önsözünde şöyle demiştir:
"çabalarımın başka düşünürlerinkilerle ne ölçüde çakıştığını, ben yargılayacak değilim. hem, burada yazdıklarım, tek noktalarda hiçbir yenilik savı taşımıyor; bu yüzden de hiçbir kaynak belirtmiyorum, çünkü düşündüğümü benden önce bir başkasının düşünmüş olup olmadığı, benim için farketmiyor."

olgu, düşünce ve cümleler üzerinden öylesine derin bir analiz yapmıştır ki gerçekten kim olsa ileri ki dönemde muhalefet eder bu üst-yapıt'a.

yakın zamanda bu kitabı bir kez daha okuyacağım.
190 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Wittgenstein'ın başyapıtı olan eseri uzun zamandan beridir okumak istiyordum. Eserle alakalı bir filmde gördüğüm bir sahne üzerinde kitabı okumaya başladım. Kitap, felsefe alanında 20. yy.'ın en önemli eserlerinden kabul ediliyor. Mantık, tasarım felsefesi ve dilbilim konularında çok ciddi önermeler içeriyor. Oldukça sıradışı bir eser. Wittgenstein'ın, Bertrand Russell gibi matematikçi olduğundan bahsetmeye gerek yok, zaten kitaptaki mantıksal önermelerde matematiksel içeriğe de rastlıyoruz. Kitabın dilbilim ile alakalı olmasından dolayı, orjinal eser dili olan Almanca'ya hakim okurlar kitaptan daha fazla istifade edeceklerdir. Kitabı okumaya karar vermemi sağlayan, eserle alakalı fikir edinmenizi de sağlayacak film sahnesini şu linkten izleyebilirsiniz: https://www.youtube.com/watch?v=Rob3mb0hn5Y İyi okumalar dilerim...
190 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
"Bu kitap belki de bir tek, içinde dilegelen düşünceleri kendisi de zaten bir kez düşünmüş birisi anlayacak. Bir öğretici kitap değil, böylece. Anlayarak okuyan tek bir kişiye zevk verebilirse, amacına ulaşmış olacak." Diye tanımlar baş yapıtını Wittgenstein. Birinci dünya savaşı sırasında savaş esnasında yazar bu kitabını ancak yayınevleriyle anlaşamaması sonucu hocası Russell' den bir giriş yazmasını işter. Ancak Russell 'ın giriş yazısını begenmemesi sonucu notlarını kitap halinde toplayıp ona göndererek istedigi şekilde basmasını yalnız degisiklik yaptığı yerlerde kendisinin değiştirmiş olduğunu belirten not bırakmasını ister. Wittgenstein felsefeyle ilgisini kesip öğretmenlik yaptığı sırada hocası Russell, kitabını yeni bir giriş metni hazırlayarak yayınlar. Kitap genel olarak düşünceye bir sınır çizmek istiyor, ya da, daha çok düşünceye değil, düşüncelerin dilegetirilisine bir sınır getiriyor. Temel öğretisi Söylenebilir ne varsa, açık söylenebilir; üzerine konuşulamayan konusunda da susmalı diye tanımlar. Şu ana kadar okuduğum en ağır kitap diyebilirim, çünkü; kitapta çokça matematiksel terimler ve kitabın özü olan felsefi mantık eleştirisi neticesinde mantık kavramlarıyla açıklama girişimindedir. Son olarak kitabın çevirisinde orjinal dili olan Almancadan İngilizceye çevrildiğinde Wittgenstein' ın kendisinin de belirtigi gibi kitap bütün inceliğini yitiriyor, o yüzden kitap genelde hangi dile çevrilirse de yanında mutlaka Almanca orjinal metni de bulunuyor.
§edef
§edef Felsefi Soruşturmalar'ı inceledi.
@sdfs·27 Ağu 2019·Kitabı okumadı
Kitabında dil oyunları teorisini benimseyen Wittgenstein anlam, kavrayış, önerme ve mantık kavramları, matematiğin temelleri, bilinç durumları gibi birçok konuyla, sorularla ve örneklerle karşımıza çıkıyor.
Olgular dışında alan yok mudur?
Dile getirilemeyen bir şey var olamaz mı?
Dil oyunları içinde sözcüğün anlamını belirleyen onun kullanımıdır. Bu dil oyunları içinde kavramın kullanımı değişmişse anlamı da değişmiştir. Kavramları anlamak demek, onların dil oyunları içinde nasıl kullanıldığını anlamak demektir. Anlamca bir sözcük sadece söylenebilen değil aynı zamanda düşünülebilendir. Bir sözcük birçok anlamda kullanılabilir. Bunlardan onun anlamının hangisi olduğunu, dili kullananlar arasındaki yaşam biçimlerindeki uzlaşım belirler.

"Dil, yollardan oluşan bir labirenttir. Bir yönden geldiğinde yolunu bilmektesindir; aynı yere başka bir yönden geldiğindeyse yolunu kaybetmişsindir artık."

Bir hayvanı öfkeli, korkmuş, üzgün, sevinçli, ürkmüş olarak canlandırabiliriz kafamızda. Peki ya umutlu olarak? Neden yapamayız bunu? Köpek sahibinin kapıda olduğuna inanır. Ama sahihibinin yarından sonra geleceğine de inanabilir mi? -Köpeğin yapamadığı nedir burada? -Peki ben nasıl yaparım bunu? -Buna ne yanıt vermem gerekir? Konuşan biri mi umabilir sadece? Bir dilin kullanımına hakim olan biri mi?

"Bir aslan konuşabilseydi, onu anlayamazdık."

Dehşet acılar içindeyken taşa dönüştüğümü düşünemez miyim? Peki, gözlerimi kapattığımda taşa dönüşmediğimi nereden biliyorum? Öyle olursa taşın nasıl ağrıları olur? Ağrılar taşa nasıl atfedilebilir? Peki acının neden bir taşıyıcısı olmalı ki?

"Problemler dil tatile gittiği zaman ortaya çıkar."

Bir kağıt parçasını işaret et!- şimdi de biçimine- şimdi rengine- şimdi sayısına!- Peki nasıl yaptın bunları?

"Düşünceler zaten oradadırlar (belki hep oradaydılar) biz yalnız onların ifadesini ararız."

Wittgenstein'ın kullandığı yöntemi sanırım en iyi özetleyecek motto: Düşünmeyin, bakın. Sanırım bu mottonun önemli nedenlerinden birisi, düşündükçe açıklamaların ve kuramların peşine düşmemiz ve Wittgenstein'ın bizi uyardığı yanılsamalara kolayca kapılmamız. Olanı değil olması gerekeni düşünüp bununla önümüzde olanı kıyaslama eğilimine girmemiz. Oysa davet edildiğimiz gibi bakarsak olanı tasvir etmeyi ve dolayısıyla söz konusu yanılsamalardan kaçınmayı başarabiliriz gibi.

Yazdıklarımı ikircilik hislerle sunuyorum okurlara. Bu çalışmanın payına, kendisinin yoksulluğu ve çağın karanlığı göz önünde bulundurulduğunda, şu ya da bu beyne ışık tutma başarısının düşmesi olanaksız değil; ama, tabii, olası da değil bu. Yazdıklarımla başkalarını düşünmekten kurtarmak değil, tersine, eğer olanaklıysa, kendi düşüncelerini oluşturma uyarısı vermek isterim.

"Dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır."
190 syf.
·Beğendi·10/10
Tractatus, dünya üzerine konuşurken aslında konuştuğumuz şeyin hiç de düşündüğümüz anlamda dünya olmadığını, dahası dilin kendi yapısı gereği asla bu dünyanın kendisine gerçek anlamda temas edemeyeceğini bize anlatır. Bu durum Kant'ın numen kavramını akla getirir, malum numen fenomenden farklı olarak bizim asla ne olduğunu tam olarak bilemeyeceğimiz kendinde şeydir. Wittgenstein'ın kitabıyla yapmak istediği işte tam da bize özünde kapalı bir şeye dair konuşmamızın doğasını ortaya koymak ve bu durumdan hareketle dünyaya dair bir şeyler söyleme iddiamızı sorgulamaktır. Dil dünya karşılıklığı bağlamında dilin, dünyayla paylaştığı ortak bir yapıdan dolayı dünyayı ancak resmedebildiğini, lakin bu yapının ne olduğunu asla temsil edemediğini bize bildirmekle Wittgenstein aslında Felsefenin birçok yargısının boşluğunu da bize göstermek ister. Bu nedenle kitabın bir görünür okuması (çözümlemeci) bir de söylerken söylemeden bıraktığı görünmez okuması (gayet metafizik) bulunur. Kitap, bir bakıma bir itiraf olarak yorumlanabilecek, üzerine konuşulmayan konusunda susmak gerekir ifadesiyle kendi sınırlarını belirleyerek tamamlanır. Okurundan çok fazla şey bekleyen, yüzeysel bir okumada ne diyor bu adam hissi uyandıran, ama okudukça bizi kendi derinliğine çeken bir başyapıt. Son sözüm çeviriye, başarılı bir çeviri ancak bana göre yanlış terim tercihleri var. Örneğin tasarım yerine resim, olgu bağlamları yerine şey durumları vb. ve en önemlisi saçma yerine anlam dışıyı kullanmak gerekirdi; çünkü Wittgenstein'ın temel iddialarından biri, dil dünya karşılıklılığın da bulunmayan bir önermenin saçma olduğu değil, anlamsal olarak değerlendirilebilir olmadığıydı.
190 syf.
·45 günde·Beğendi·9/10
Bir iki hata dışında istikrarlı bie çeviri. Yine zorlama var, mesela 'totoloji'yi herkes bilir, buna 'yineleme' demeye ne gerek var. Bunun gibi anlamsız 8 10 zorlama haricinde iyi bir çeviri. Ama sol sayfada almancası olması süper bir yöntem. Keşke bütün çeviriler böyle orijinali ile verilse.
Kitaptaki fikre gelince, aslında felsefi sorun dediklerimiz dili yanlış kullanmamızdan kaynaklanıyor diyor. Zaten lise seviyesinde bir çok insanın anlayacağı ama emin olamayacağı bir sonuç, en azından ben anlamıştım, paradoxların gerçeklikten değil dilden kaynaklandığını. Kitap, yazarın iddialı olduğu kadar yeni bir fikir içermiyor bana göre. Bence her dilde bu kitabı temel alarak bir mantığın temelleri kitabı yazılmalı, ama çeviri değil, o dilin imkanları ile.

Yazarın biyografisi

Adı:
Ludwig Wittgenstein
Tam adı:
Ludwig Josef Johann Wittgenstein
Unvan:
Avusturya doğumlu filozof, matematikçi
Doğum:
Viyana, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, 26 Nisan 1889
Ölüm:
Cambridge, Birleşik Krallık, 29 Nisan 1951
Josef Johann Ludwig Wittgenstein, 26 Nisan 1889'da Viyana'da doğdu. Avusturyalı bir çelik üreticisinin oğlu, çok yetenekli sekiz kardeşin en küçüğüydü. Berlin'de iki yıl makine mühendisliği öğrenimi gördü. Daha sonra mantığa ve felsefeye yönelen Wittgenstein Birinci Dünya Savaşı'nda Avusturya ordusuna yazıldı, savaş boyunca mantık ve felsefe notları tuttu. 1919'da toplum hayatına döndükten sonra babasından miras kalan serveti dağıttı; aşırı sade ve tutumlu bir yaşam biçimini benimsedi. Öğretmenlik ve bahçıvan yamaklığı yaptı, müzikle ilgilendi. Tractatus ile felsefeye yapabileceği katkıları tükettiğini düşünen Wittgenstein ani bir kararla yeniden felsefeye yöneldi. 1929'da Cambridge Trinity College'de öğretim üyesi oldu. 1939 yılında Cambridge Üniversitesi'nde felsefe kürsüsüne atandı. Hitler'in Avusturya'yı işgal etmesinden sonra İngiliz vatandaşlığına geçti. 1944 sonbaharında kanser olduğu anlaşıldı. 29 Nisan 1951'de Cambridge'de öldü.

Çağımızın en önemli düşünürlerinden biri olan Ludwig Wittgenstein, 20. yüzyılın ikinci çeyreğinde Anglo-Sakson felsefesini derinden etkilemiş, mantık kuramları ve daha sonra da dil felsefesiyle iki özgün felsefe sistemi oluşturmuştur.

Başlıca yapıtları: Tractatus Logico-Philosophicus (1922), Philosophische Untersuchungen (1953; Felsefi Soruşturmalar),The Blue and Brown Books (1958; Mavi ve Kahverengi Kitaplar), Tagebücher 1914-16 (1961; Günlükler 1914-16), Zettel(1967; Notlar), Philosophische Grammatik (1969; Felsefi Gramer), Über Gewissheit (1970; Kesinlik Üzerine).

Yazar istatistikleri

  • 252 okur beğendi.
  • 407 okur okudu.
  • 22 okur okuyor.
  • 700 okur okuyacak.
  • 12 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları