Pascal Mercier

Pascal Mercier

Yazar
8.0/10
134 Kişi
·
339
Okunma
·
14
Beğeni
·
2290
Gösterim
Adı:
Pascal Mercier
Tam adı:
Peter Bieri
Unvan:
İsviçreli Yazar ve Filozof
Doğum:
Bern, İsviçre, 23 Haziran 1944
Pascal Mercier 1944 yılında Bern'de doğdu. Berlin'de yaşamaktadır. Lizbon'a Gece Treni yazarın üçüncü romanıdır. Asıl adını yazarlıkta kullanmayan ve felsefe eğitimi görmüş olan Mercier'nin son romanı Lea 2007'de yayımlanmıştır.
Okuyan insanlar vardı, bir de ötekiler. birinin okuyan mı okumayan mı olduğu hemen anlaşılıyordu. İnsanlar arasında bundan daha büyük bir fark yoktu . Gregorius bunu iddia ettiğinde insanlar şaşırıyorlardı, kimileri de böyle bir çarpık bir fikir karşısında başlarını iki yana sağlıyorlardı. Ama böyleydi Gregorius biliyordu bunu. Biliyordu.
Geri kalmış Portekiz' de, geri plana itilmiş bir kadın olarak acaba kendin bu konuda düşünmeye yeterli bulmadığından mıydı diye sordum kendime. Adalet ve yargı sadece erkekleri ilgilendiren şeyler olduğundan mı? Yoksa daha kötüsü müydü: Babamın işine karşı ne merak ne de kuşku beslediğinden miydi? Tarrafal' daki insanların kaderlerinin senin aklını hiç meşgul etmemesinden miydi?
Gregorius, "İnsanların sizi olduğunuz gibi gördükleri kanısında mısınız?" diye sordu.
Yunanlı kahkahalarla güldü. "Elbette hayır!"
Babamı bizimle konuşmaya neden zorlamadın da sadece bir anıt olup çıktın? Bu sayede payına düşen güç seni mutlu mu etti? Çocuklarınla suskunca, evet gizlice suç ortaklığı yapmakta üstüne yoktu. Babamla bizim aramızda diplomatik arabuluculuk yapmakta da üstüne yoktu, bu rolden hoşlanıyordun, kendini beğenmişlikle oynuyordun onu. Evliliğin sana tanıdığı daracık hareket alanının öcünü mü alıyordun? Toplum içinde yer edinememenin ve babamın ağrılarının verdiği sıkıntının diyeti miydi?
Sana her karşı çıktığımda neden boyun eğdin? Neden direnmedim bana ve böylece tartışmalar dayanmayı öğretmedin? Ben bunu oyun oynarcasına, rahatlıkla öğrenmedim de, ders kitabından öğrenir gibi binbir güçlükle, inceden inceye uğraşarak öğrendim, hatta bu yüzden çoğu zaman ölçüyü kaçırıp, hedefimi aştım
Bir gün bir yerde şöyle bir cümle okumuştum: "Arkadaşlıkların süresi vardır ve biterler. Bizimki bitmeyecek, diye düşünmüştüm o zaman bizimki bitmeyecek.
İkisinin de sesleri saygı doluydu, kişinin kendisinden çok üstün olan birine göstereceği türden bir saygıydı bu. Ama bunun yanında bir başka duygu da dolmuştu odaya, Gregorius bunun mahcubiyet olduğunu yavaş yavaş anladı, çok geride kalmış ve insanın, belleğinden tamamen silemeden yadsımayı yeğlediği biri suçlamadan doğan mahcubiyet.
Demek ki başkalarının algılamasının kendisini etkilememesini doğal karşılıyordu Doxiades. Bir insanın buna hiç aldırmaması mümkün müydü? Ve bu, duyarlılık eksikliği miydi? Ya da elde etmek için uğraşmaya değer içsel bağımsızlık mı?
400 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Hiç hayatınızı karşınıza alıp sağından solundan arkasından önünden bakıp neye benzediğini düşündünüz mü? Kendi hayatınıza dışarıdan bakmanızdan söz ediyorum. İçinde siz yokken. Karşıdan sessizce.

Gregorius bunu yapıyor ve bir yolculuk sırasında.


Birer nehirdir hayatlarımız
adına ölüm denen,
o denize doğru akan

Hepimiz küçük parçalardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz, öyle farklıdırlar ki birbirlerinden, her biri her an canının istediğini yapar; bu yüzden kendimizle kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır.

Her birimiz birden çok kişiyiz, pek çoğuz, ifrat sayıda kendimiziz. Bu yüzden, çevresini küçümseyen kişiyle o çevreden zevk alan ya da onun yüzünden üzülen kişi aynı değildir. Varlığımızın engin sömürgesinde farklı düşünen ve farklı hisseden pek çok türde insan vardır.

Güzel sözlerle başlayan kitap akıp gidiyor 400 sayfayı yerimden kalkmadan ve kendi dusuncelerimi sorgulayarak okudum kendi kendime sordum Gregorius kadar cesur davranabilir miyim?
İşte Gregorius sizler için yani biz okurlar için bunu yapıyor. Bir gün aniden günlük rutininden çıkıp her şeyini, işini, arkadaşlarını, evini bırakıp çıkıp gidiyor. Kendi yaşamak istediği hayatının peşinden… “İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak geriye kalanına ne oluyor?” Aklını kurcalayan bu soru ile birlikte. Aniden ve öylesine çıkıp gidiyor günlük hayatından… Elinde Prado isimli yıllar önce ölmüş bir doktorun anı kitabı, hayata dair bir sürü not ve kendi yaşanmamışlıkları. Bir başkasının hayatının peşinden giderek gerçek kendini bulmak için… Bizler, hayatlarımıza çakılı kalmış bizler, elimizdeki ağırlaşmış hesap defterleri ve yenilgiye uğramış uzaklaşmış hayallerimizle Gregorius’un peşine takılıp onun Lizbon macerasını okurken kendi hayatlarımızın nasıl bir şey olduğunu, geriye kalan yaşamadıklarımıza ne olduğunu düşünüyoruz hep. Dediğim gibi içinde biz olmaksızın.
Alıntılar
Söz konusu olan önemsiz küçük sevinçler ve tozlu sıcakta bir bardak suyu mideye indirmek gibi küçük zevkler değil. Söz konusu olan insanın yapmayı ve yaşamayı istediği şeyler. Çünkü ancak onlar insanın hayatını, o çok özel hayatı bütünleştirebilirler, çünkü onlar olmadan hayat eksik kalır, tamamlanmamış bir yapıt ve sıradan bir parçadır

Bu kitabı elinizden düşürmeden okuyacaksınız bir bilet alıp Lizbon'a yolculuğa çıkacaksınız ve Fernando Pessoa okumadıysanız kitaptan sonra Huzursuzluğun Kitabı kitabindan başlayacaksınız.
420 syf.
·6/10
Bu aralar uyandığımda kendimi garip buluyorum.yada garip yeni kitaplara başlıyorum. Zaten hayat da biraz şey... Garip :) bu sabahta böyle aşırı garip gözüken bir kitaba başladım. Zaten üstünde 98 KERE BASTIK!!! , O KADAR ÇOK İNSAN OKUDU Kİ UF!!! felan yazan kitapları görüncede kaçasım geliyor. Ama nedense bunu merak ettim. Zaten zihnim de bundan fazlasını alacak halde değil bu ara..
Bilmiyorum, belki de yanılırım
400 syf.
·Beğendi·10/10
Her şeyi bırakıp kaçma isteğiniz varsa, şimdiye kadar ertelediğiniz hayalleri kalan ömrünüze sığdıramayacağınızı düşünüyorsanız elinizi bile sürmemeniz gereken kitap

Sınıftan çıkıp makale okumaya kütüphaneye gittim. Okuyacağım makalelerin çıktısını alıp dosyalamıştım. Bir sonraki dersime iki saat vardı. Kütüphaneye girerken çantadan dosyayı çıkaracaktım ki dosya yok. Masanın üzerinde unuttuğumu fark ettim. Geri dönmek istemedim çünkü kütüphane atmosferi hep huzur vermiştir. "illa ki okuyacak bir şey bulurum" diyerek kitaplıkları gezmeye başladım. ... sözlükler, atlaslar, tezler derken kapının ağzına geldim. romanlar diye bir bölüm varmış.
Rafların arasında kırmızı kapak tasarımıyla bana göz kırptı. İsmi yabancı gelmedi ama nerede duyduğumu da çıkaramadım. Arka kapağına göz atıp koltuklardan birine geçtim.
`entropi` üzerine kafa yorduğum bir haftanın sonunda;
"Hepimiz küçük parçacıklardan oluşuruz, bu parçalar öyle şekilsiz öyle farklıdırlar ki birbirlerinden her biri her an canının istediğini yapar; bu yüzden kendimizle kendimiz arasındaki farklılıklar, kendimizle başkaları arasındaki kadardır" (Montaigne) girişiyle karşılaştım. Tesadüf mü? Hayır, sanmıyorum.
Gregorius' un herşeyi bırakıp bir trene atlaması o kadar cazip geldi ki, ben de kaçıp gidebilseydim keşke birden ama nereye? Kitabın ana karakteri`:gregorius` gitmeden önce kitaplarını kürsünün üzerine bırakmıştı benim makalelerim ve çizimlerim de aynı yerde duruyordu. dersten çıkarken onları unutmam bir ironi mi ben mi abartıyorum kestiremedim. 97. sayfada birinci bölüm bitti. kitabı benden önce okuyan kişiyi merak ettim. öyle can alıcı noktaların altını çizmişti ki hiç yapmadığım halde satın almadan okumaya karar verdim. ve kütüphaneden kitabı alıp çıktım. bir trene binip Lizbon'a gitme isteğiyle çıktım ama bir sigara içip derse girdim ve o malum soru cevapsız kaldı.

"İçimizde olanın ancak küçük bir kısmını yaşayabiliyorsak, gerisine ne oluyor?"
400 syf.
·19 günde·4/10
Öldürmedi süründürdü...
Daha sonra düzenlenmek üzere buraya şu an kitabı bitirdiğim anki duygularımla bir not düşmek istiyorum ; süründüm...Kitap bitene kadar en çok hissettiğim şey buydu...Herkes bu kadar beğenirken beni bunca daraltan şeyi çözemedim, hatta neden bu kadar popüler olduğunu ve özellikle bizim ülkemizde bu kadar rağbet gördüğünü anlamadım...Hikayesi farklı olsa da anlatılanlar düşünce dünyasındaki "aslında buydu istediğim ama yaşadıklarım bunlar" ifadeleri çok tanıdıktı, bir çok cümleye şapka çıkarsam da daha önce hiç duymadığım okumadığım şeyler de değillerdi. Sürekli düşünce dünyasında süzülmeler , yabancı kelimeler -ki bazıları çevrilmemişti- , zamandaki geçişlerdeki kopukluk, insanlar insanlar ve yine insanlar okurken bol karışıklığa sebep oldu.Yazıların puntolarının küçüklüğü , seçilen yazı tipi okuma açısından hiç keyif vermedi, özellikle Prado' nun notlarının olduğu bölümler-ki kitabın en değerli yerleriydi- çoğu zaman telefondan okudum o yüzden. İçeriğinden bahsetmek istemiyorum çünkü beğendiğim ya da etkilendiğim bir kitap olmadı, üstelik okuma aşkımı da biraz törpüledi diyebilirim :( Eğer düzenleme yaparsam içeriğinden de bahsederim sonra.
Çok uzatmadan aksiyon seviyorsanız okumayın derim ama psikolojiye ilginiz var iç dünyaya yolculukları , tahlilleri seviyorsanız okuyun.
%30 (120/400)
·Puan vermedi
Hal geldi başıma.

Bitirmek bir yana, yüzde otuzuna zor geldim kitabın. Akmıyor kitap azizim. Uzun uzun betimlemeler, tasvirler bıkkınlık verdi yemin ederim. Üstelik adamın bütün hayatını bir kenara bırakıp yollara düşmesine de, esrarengiz Portekizli yazardan bu kadar etkilenmesine de ikna olamadım. Yarısında kitap bırakmaktan nefret etmesem şimdiye kadar çoktan bırakmıştım. Neyse umarım ilerleyen sayfalarda içine girebilirim diyerek cebellesmeye devam.

Benden yarına kadar haber almazsanız polise başvurun.
Öncelikle kitabı okumadan önce filmini izleyip çok etkilenmiştim.Filmini izlediğim kitapları okuyabilen biri olmamama rağmen filmin etkisiyle kitabı edindim.Filmin kurgusu tamamen kitaba bağlı kalınarak yapılmamış ve kitaba nazaran bayağı eksik kalmış.Bu sebeple kitaptaki başka karakterler ve olaylar benim için süpriz oldu :) Derin biri değilseniz yahut kitabı elinize alma zamanlamanız yanlışsa okurken zorluk yaşayabilirsiniz.Felsefi, içsel tahliller ile dolu bir kitap. Kurgusu çok sağlam.Bir zaman sonra romanın baş karakteri olan Amadeu de Prado'ya kapılıp onun hayatından parçalar öğrenebilmek için kitabın sayfalarını sabırsızlıkla çevirmeye başlayabilirsiniz.Zira bu baş karakterin hayatına yapılan yolculuk sizde aydınlanma hissi yaratabilir.Okurken keyif aldım ve arındım diyebilirim.
400 syf.
Lisede dil öğretmeni olan birisi bir kadın ile köprüde karşılaşır ve bu kadın küçük bir kitap verir.Bu kitabın yazarı da Portekizli Prado isimli birisidir.Bu öğretmende Prado'yu merak eder ve hiç düşünmeden trene atlayarak Lizbon'a gider,bu adamı araştırmaya başlar.Buraya kadar kitap okuyucuda merak uyandırıyor ve okuyucuyu kendisine çekiyor.Sonrasında seyahat anıları,mektuplar ve küçük kitaba ait pasajlar mevcut.Yazarın hayatını araştırdığı kişi yazarın tabiri ile asil bir Portekizli.(Bana göre sıradan,basit düşünceleri olan,fazla abartılmış birisi )Hayatın ,dinin ,insan ilişkilerinin sorgulandığı bu eserde anlatım biraz yavaş ve monoton ilerliyor.Bu eserin filmini yıllar öncesinde izlemiştim.Normalde kitapların filmlerini başarılı bulmam ama bu kitap için tam tersini düşünüyorum.Bu eserin filmi daha başarılı...
400 syf.
·113 günde·Puan vermedi
İncelemelerde belirtildiği gibi akıcı bir kitap değil. Hiç değilse kitabın ortalarına kadar merak duygusu uyandırmıyor. Ama kitabın sonunu görenler eminim bahsi geçen doktorun yazıları için devam etmiştir.
Daha önceden tanımamış olduğum asi, çok zeki, insanları etrafına dahil eden bir adamın hayatını inceledik. Ben de hikayede bu doktoru merak eden adamla her gün yeni bir ayrıntı öğrenerek mutlu oldum. Sadece sonu konusunda mutsuzum. Havada kalan hikayeleri pek sevmiyorum.
Felsefi açıdan bugüne kadar pek konuşulmamış şeylerden bahsediyor doktor yazılarında. Daha değişken, sorgulaması pek kolay olmayan, benim gibi birinin işin içinden pek çıkamayacağı düşüncelerini paylaşıyor.
Şahsen merak edenler varsa okumalarını tavsiye ediyorum. İlk işim filmini de izlemek olacak.
Keyifli okumalar..
400 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Çok düşündüren bir kitaptı. Bazı yerleri anlamadığım oldu. Ama güzeldi yavaş ilerlemesine rağmen okuduğum için pişman değilim.
Kısaca konusundan bahsedersek antik diller öğretmeni Raimund Gregorius portekizce bir kelimenin büyüsüne kapılarak ansızın sınıfı terk eder. Bulduğu bir kitabın yazarının peşinden Lizbon'a gider. Yazarın hayatındaki sırları keşfederken yavaş yavaş kendinin bile bilmediği yönünü keşfeder.
Eğer fazla düşündürücü kitapları sevmiyorsanız okumayın. Yok ben okurum diyorsanız tavsiyemdir. :)
400 syf.
Lizbon, gece, tren kelimelerini bir arada görünce anlamıştım kitabin üzerine. Sade kelimelerle ve trende okumak kismet de oldu şükür. Konusunu burada bahsetmeyecegim, ancak yolculuklarda en cok karşımıza çıkan ne varsa yazar kitap boyunca onumuze çıkarıyor. Özellikle "Sözlerin Kuyumcusu" adli kitap içinde kitap düşüncesi cok harika olmus. Bir kelimenin pesinden gidip açmadığı kapi kalmiyor karakterimizin. Sevecen bir okursaniz,Karakterler sizi sever. Inanirsiniz...

Buna benzer bir eylemi Hasan Ali Toptas'in babasına bulma/tanışma düşünceme, ancak rahmetli olduğunu öğrenmekle kitaba olan bağlılığım bir kat daha artmisti.

Kırmızı Kedi Yayinlarinin usta çevirmeni Ilknur Özdemir cevirisiyle...keyifle okuyun.

Yazarın biyografisi

Adı:
Pascal Mercier
Tam adı:
Peter Bieri
Unvan:
İsviçreli Yazar ve Filozof
Doğum:
Bern, İsviçre, 23 Haziran 1944
Pascal Mercier 1944 yılında Bern'de doğdu. Berlin'de yaşamaktadır. Lizbon'a Gece Treni yazarın üçüncü romanıdır. Asıl adını yazarlıkta kullanmayan ve felsefe eğitimi görmüş olan Mercier'nin son romanı Lea 2007'de yayımlanmıştır.

Yazar istatistikleri

  • 14 okur beğendi.
  • 339 okur okudu.
  • 20 okur okuyor.
  • 192 okur okuyacak.
  • 27 okur yarım bıraktı.