İngilizler daha büyük bir Avrupa'yı tercih ettiklerini açıkladılar, çünkü genişlemeyi Avrupa birliğinin zayıflaması için vasıta görüyorlardı. Fransa bu genişlemenin Almanya'nın rolünü daha da büyütmesinden korkarak daha dar bir birleşmeyi destekledi. Almanya bunların her ikisine e direndi, böylece Orta Avrupa'da yalnızca ona gösterilen bir saygınlık kazandı.
İngiltere'nin kendini sınırlandırması ve özellikle görünüşte Amerikan gücünün uzantısı olması, Almanya'nın Soğuk Savaş'ın büyük bölümü boyunca ikiye bölünmesi, XX. yüzyıldaki tarihi itibariyle halen hassas bir konumda olması sayesinde Fransa Avrupa düşüncesini yakalayıp kendini onunla tanımlamış, kendini kavrayışıyla özdeşleştirerek bu düşünceye el koymuştur. Bağımsız ulus-devlet düşüncesini icat eden ve milliyetçiliği sivil bir din haline getiren bir ülke böylece -bir zamanlar "la patrie"ye adanmış aynı duygusal bağlılıkla- kendisini bağımsızlaşmış ama birleşmiş bur Avrupa'da cisimleştirmeyi çok doğal buldu.
Avrupa Amerika'nın doğal müttefikidir. Aynı değerleri ve -temelde- aynı dinsel mirası paylaşır, aynı demokratik politikaları uygularlar; Avrupa, Amerikalıların pek çoğunun asıl anavatanıdır.