Okuyarak, duslere dalarak, yazmayı dusunerek, dusuncelerin kaprisli ruzgarına gore akan, tutkulardan arınmıs, kulturlu bir hayat sursem, sıkıntının kıyılarında dolasacak kadar yavas, sıkıntıya hic dusmeyecek kadar iyi kurulmus bir hayat. Heyecanlardan ve dusuncelerden uzak o hayatı, heyecanların dusuncesiyle ve dusuncelerin heyecanıyla yasasam. Ciceklerle cevrili, karanlık bir gol gibi gunesin altına uzansam, altın rengine boyansam. Golgelerin icindeyken, bireyciligin yasamdan hic ama hicbir sey beklememek anlamına gelen soyluluguna erissem. Dunyalar donup dururken, ciceklerden bir toz bulutu gibi olsam, bilinmedik bir ruzgarın gun biterken havalandırdıgı, alacakaranlıgın uyusuklugunun rastgele yere bıraktıgı, daha genis sekillerin icinde secilmez bir bulut. Ve bunu sevinmeden ve uzulmeden, ama gunesin parlaklıgından, yıldızların uzaklıgından cıkardıgım, kesin bir bilgiyle yapsam. Bunların dısında hicbir sey olmasam, hicbir seye sahip olmasam, hicbir sey istemesem..