iki çeşit okuma olduğunu düşünüyorum:
ilki okumuş olmak için değil, özümseyerek; düşüncelerinin içinde kaybolmuş yazarın düşüncelerinin içinde kaybolarak, çoğu kısmın altını çizerek ve başka bir insanın - yazarın - yazdıklarıyla açtığı kapıdan geçip onun düşündüğü evrene adım atarak ve o evrenden başka bir yazıyla - kitapla - diğer evrene - cümleler ve düşüncelerden oluşan evrene - geçerek başkalarında ve başkalarıyla kendimizi bulma arayışında olduğumuz, ikincisi ise tabiri caizse gönül eğlemek(?) için okuduğumuz, okurken derin düşüncelere zerk ettirmeyen, belki zaman öldürmek için okuduğumuz, belki sadece evreninden hoşlandığımız kitaplar.
bunları yazarken aslında aklımda birçok çeşit daha oluştu ve fark ettim ki bunlar aslında benim okuduğum türler.
şu an okuduğum iki kitabın arasında kurduğum köprünün sonucunda vardığım bu çatışmada, - ilki sokak nöbetçileri, ikincisi insanlığımı yitirirken - aslında ne kadar az tür/yazar okuduğumu, henüz buraya girmediğim onlarca kitap olmasına rağmen ne kadar az okuduğumu fark ettim.
çarşamba | mart, 11