Pencereden vuran ay ışığının mermerleştirdiği bedenlerinin sabaha kadar birbirinin içinde eridiği, kadın ve erkek teninin birbirine doy mak için alabildiğine vahşi, alabildiğine sevecen çırpınışlarına eşlik eden inlemelerle geçen o ilkel ayin, o kutsal gece.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Gel zaman git zaman köy bu duruma alıştı. Olup biten her şey gibi bunu da olagan karşılamaya başladılar. Zaten köyleri, derinlere dalıp çıkardıkları süngerler gibiydi. Acıyı da üzüntüyü de sevinci de felaketi de içine çeker, sindirir, hayatı na devam ederlerdi. En garip olayı bile "Tabii" diye anlatır lardı. Tabii o da öldürmüş karıyı, dam çökünce altında kalıp ölmüş tabii, oğlan da kızı kaçırmış tabii. Bu "tabii"lerin, her olayı doğal görmelerin sonu gelmezdi. Hiçbir şey hayret verici değildi, her şey doğaldı.
...
o ürkütücü sessizlik, onca çığlıktan daha korkutucu olan uğursuz sessizlik, oda dan hiç ses gelmemesi, Ömer'in bile artık bağırmıyor oluşu, Mustafa'nın bebeği kucağına almayarak odaya dalışı, -kan, kan, kan... sanki Mesude bir al bayrak üstünde yatıyor- ka nin aşırı kırmızı, aşırı ışıltılı görünüşünün yarattığı korku ve dehşet duygusu, Mesude'nin halsiz gülümseyişi, eve yayılan karanfilli lohusa şerbeti kokusu. Sonra kucağına aldığı be beğin lohusa şerbetine karışan mis kokusu. O güzel bebeği kollarında tutuyor olmanın benzersiz hazzı, şaşkınlığı.
Sabahın o saatinde öyle olacaktı elbette ama birazdan minik kıpırtılar başlayacak, güneş yük seldikçe deniz huysuzlaşarak kıpırtılarını büyütecek, öğleden sonra da kendini sevdiğine bin bir nazla teslim eden bir âşık gibi hırçın rüzgârlarla kabaracaktı.