“şu kadar bin yıl önce” diyecek yerde “eski taş devrinde”, “yeni taş devrinde”, “bakır devrinde”, “tunç devrinde” deriz. Bu, yılları gösteren bir takvim olmayıp insan emeğinin değiştiği devirleri gösteren takvimdir. Bu takvimden, insanın yolu üzerinde hangi aşamalardan, hangi duraklardan geçmiş olduğu hemen anlaşılıverir.
İnsanlar, elleriyle yaratmış oldukları harikaya şaşarak bakar ve bu yeşilimtırak kara taşı kırmızı bakıra çevirenin kendileri olmayıp “ateşin ruhu” olduğunu sanırlardı.
İnsan, maddeye hâkim oldukça, yavaş yavaş doğa atölyesinin daha derinliklerine giriyordu. İşe taşı taşla yontmakla başlayan insan, şimdi moleküllerle, yani gözle görülmeyen parçacıklarla uğraşıyor.
Zamanımızda ressamlar, ışıklı atölyelerde çalışırlar. Tablolar müzelerde üzerlerine ışık düşebilecek bir şekilde asılır. İlk insanı karanlık mağaralarda, başka insanlardan uzak bir yerde resim yapmaya zorlayan neydi? Demek bu resimler başkaları görsün, seyretsin diye yapılmamıştı. O halde ilk ressam, bu resimleri niçin çizmişti? Bu hayvan maskeleri takmış, dans eden insan figürleri ne ifade ediyordu?