Bütün farklılaşma çabalarına, bireyselleşme ve özgün olarak bir kimlik inşa etme çabalarına rağmen toplum, çamaşır makinesi taksiti ve araba alma hayali arasında sıkışıp kalmış bir kitleye dönüştü.
Gökyüzünün doruğunda beyaz, kayıtsız bir güneş parlıyordu. Kendimi bu güneşte, bir melek kadar ince ve uçucu bir hale gelene dek bir bıçak gibi bilemek istedim.
Bir de Buddy Willard'in sinsi ve bilgiç bir tavırla, çocuklarım olduktan sonra kendimi farklı hissedeceğimi ve artık şiir yazmak istemeyecegimi söyleyişini anımsıyordum.
Belki de gerçekten evlenip çocuk doğurduktan sonra insanın beyni yıkanmış gibi oluyor ve ondan sonra totaliter bir devletin kölesi gibi duyuları körelerek yaşayıp gidiyordu.
Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği, oysa bir erkeğin biri temiz, öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi beni çileden çıkarıyordu.