Ne diyor Ömer Varol Sen boş ver beni Seni Sana Anlatsam oturur Sabaha kadar düşünürsün Kim bu Kahpe diye Laylon Evlat Seni....
Şunu sakın unutma evlat; Kıymet bilmek; Kaybedince arkasından ağlamak değil, Yanındayken sımsıkı sarılmaktır sevdiklerine. Mevlana Celaleddin-i Rumi
1000Kitap
Reklam
Seccadenin Altındaki Sır: Kadim Şehrin Gizli Yarası Bugün dünyanın bir ucunda yaşanan zulmü, haksızlığı ve hiçbir günahı olmayan masumların çaresizliğini izlerken içim paramparça oldu. İnsanlığın vicdanını yaralayan o sahneler karşısında gözümden bir damla yaş süzülürken, birden kulaklarımda rahmetli dedemin o derin, insanı uzun uzun düşüncelere salan eski bir kıssası yankılandı. Sanki dedem çıkıp geldi de, "Bak evlat, dünyadaki bu sinsi oyunların, bu bitmek bilmeyen kinin kökleri nerede saklı, dinle..." dedi bana. Dedem anlatırdı... Çok eski zamanlarda, Doğu’nun kalbinde, kubbeleri göğe yükselen, sokakları ilim ve irfan kokan o kadim ve ulu şehirlerin birinde geçer ucu bugüne dokunan bu hikaye. Bilirsiniz, o devirlerde o topraklarda muazzam bir adalet ve hoşgörü anlayışı hüküm sürerdi. Savaş meydanlarında esir düşen, saraylara veya konaklara hizmetçi olarak getirilen yabancılar bile eğer ellerinden bir zanaat geliyor, yüreklerinde bir ilim ışığı taşıyorlarsa asla hor görülmezlerdi. Onları köle diye bir kenara atmaz, eğitir, liyakatine değer verir ve devletin en üst kademelerine, şifahanelerin başhekimliklerine, sarayın vezirliklerine kadar yükseltirlerdi. Hizmetçisine, kapısındaki esirine bile insan gibi değer veren, adaleti her şeyin üstünde tutan bir medeniyetin devirleriydi. İşte o dönemlerde, bu ulu şehrin mahallelerinde kendi hallerinde yaşayan, ticaretle uğraşan azınlık bir yabancı topluluk da vardı. İnançları ve canları güvence altındaydı ama ne kadar hoşgörü olsa da insanoğlunun çiğ süt emmiş tabiatında bazen fitne durmazdı. Günlerden bir gün, sokakta oynayan çocukların arasında sıradan bir kavga çıktı. Mahallenin yerli çocuklarından biri, anlık bir öfkeyle o yabancı topluluğa mensup bir çocuğu hırpaladı, ona âdeta eziyet eder gibi vurdu. Çocuk canı yana
Duygu ve Düşünce
Tövbe eden balıklar denize dönüyor Ülkemizdeki alabalık türleri hakkında şaşırtıcı sonuçlar elde edildi ülkemizdeki tüm alabalık türleri aynı genetik mutasyonu taşıyor bulundukları koşullara uyum sağlıyor yapıları neredeyse aynı Atlas sayı 103 ekim 2001 İki balıkçı birbirleri ile tartışmaya girdiler kul nefsani haydi av mevsimi başladı ava gidiyoruz kaptan diyip takayı çalıştırdı tursun kaptanda bu balık işi konusunda usta bir oltacıydı ağ atsa rivayetlere göre 5 bin balık birden avladığı olurdu ancak rakı içmeden edemezdi oğul derdi her iş ölçü iledir haramda bile ölçü vardır alkol gramajını kaçırmak seni rezil eder taka harıl harıl çalışırken acemi balıklar ağa yakalanmaya başlamıştı tursun kaptan bak evlat bu balıklarda insan gibidir bulundukları sürüye uyum sağlar Allahın boyasından güzel renk varmıdır diyip alabalığın renklerini desenlerini gösterdi abant gölünün kenarında tüm halkı çağırıp güzel bir mangal keyfi yaptılar dursun kaptan bu merette rakısız içilmez diyip haydi fondipleyelim sek olsun diyip iki tek attılar Kul Nefsani siz alkol içenler muhabbetiniz her ne kadar güzelde olsa yasağı hükmü çiğnemeyin paralarınızı faize değil altına yatırın hem helaldir hem bereketlidir diyordu bakın şehir halkı bu balıklar size ikram edildi ikrama hürmet gösterin kula teşekkür Allah Tealaya şükür edin şükürsüz oturanın önündeki tabaktaki çoğu balık canlanıp istikamet üzere bir yol tutuyordu tövbe edenler denize dönerken kimi insan kendinden bi haber yaşıyordu tövbesizce
1000Kitap
Martılar kimlere dua eder Nalan, evinin kapısını usulca çekti; sanki şehri, martıları, uykudaki balıkçıları uyandırmaktan korkuyordu. Müzeyyen Saye Gökyüzü Henüz Çivit Mavisi Sabahat Teyze Mahallenin elinde asası ile dolaşan ninesi idi mahallenin tekirleri kara kedileri hep başına toplanır sanki ey ulu ninemiz sana sığınır senden güzel bir nasip rızık isteriz diyerek yüzüne bakarlardı evin 7 yaşındaki küçük kızı nalân ise elinde ekmek kapı kapı zile basar elinizdeki ekmekleri israf etmeyin efendim bilirmisiniz günde kaç dilim ekmek çöpe atılıyor misafirhanelerde bakan makan takla atan beylere hazırlanan sofralara kaç milyon kişi buyur edilmiyor diyerek tuttuğu not defterini gösterirdi yanına gelen arkadaşlarını biraz sükut et martılar uyuyor huzuru bozma diyerek onları uyarırdı Sabahat Teyze ey Allahım Kalbimin dağınıklığından sana sığınırım!"çünkü sen sığınak ve limansın cama konan martıya bakarak ey Allahım şehirlerimize martılarımıza güzel bir nasip buyur diyerek duasını bitirdi martı binlerce ekmek çöpe dökülürken genel müdürler bakan zatı delileri gelecek derken caddelerin büyüteçle temizlendiği günlerde bu mübarek kadının sofrasında karnını doyurup ona şu duayı ettiler ey Yüce Allahımız At koşmazsa köpek koku almazsa çok üzülür sen hayvanlarımızı üzüpte nasipsiz bırakma hayvanlara ikram eden insanları incitmeyenlere hakkı gözetenlere kalp temizliği nasip buyur Küçük çocukların gofret kavgası Dolmuşun camına başını yasayıp sokağın çıplak lambalarını seyretti. Gittiği yer yalnızca bir semt değil, kalbinin en geniş, en ferah meydanıydı. Müzeyyen Saye Gökyüzü Henüz Çivit Mavisi Küçük Ali küçük Ali diyip çocuklar benle dalga geçselerde ben Allah resülüne iman etmenin ferahlığı ile kalbim inşirah içinde sokaktaki balgamları temizliyor kalbimde en geniş
1000Kitap
"Her kitap bir evlat gibidir.” derler ya hani... Kuşkusuz öyle; önce zihne düşer tohumu sonra yüreğe ve kelama en son da sözcüklere dökülür her satır... Bir evlat gibi kıymetli ve özenli doğmalı kitaplar ki, sonsuzluğa imzamız olsun... Her gün yeniden bir doğuş benim için, iyi ki doğdun Zihnimin Memleketi ve iyi ki ilk göz bebeğim Bir Yalnızlık Öyküsü’ne kardeş oldun... Yolumuz uzun ve bol kitaplı şüphesiz... Fadime Arslan 📚🖋📖
Reklam
Reklam