Gülendam

Gülendam
@yabancicegi1987
Evliyim
Edebiyatçı
Üniversite
2 okur puanı
Nisan 2026 tarihinde katıldı
Seccadenin Altındaki Sır: Kadim Şehrin Gizli Yarası Bugün dünyanın bir ucunda yaşanan zulmü, haksızlığı ve hiçbir günahı olmayan masumların çaresizliğini izlerken içim paramparça oldu. İnsanlığın vicdanını yaralayan o sahneler karşısında gözümden bir damla yaş süzülürken, birden kulaklarımda rahmetli dedemin o derin, insanı uzun uzun düşüncelere salan eski bir kıssası yankılandı. Sanki dedem çıkıp geldi de, "Bak evlat, dünyadaki bu sinsi oyunların, bu bitmek bilmeyen kinin kökleri nerede saklı, dinle..." dedi bana. Dedem anlatırdı... Çok eski zamanlarda, Doğu’nun kalbinde, kubbeleri göğe yükselen, sokakları ilim ve irfan kokan o kadim ve ulu şehirlerin birinde geçer ucu bugüne dokunan bu hikaye. Bilirsiniz, o devirlerde o topraklarda muazzam bir adalet ve hoşgörü anlayışı hüküm sürerdi. Savaş meydanlarında esir düşen, saraylara veya konaklara hizmetçi olarak getirilen yabancılar bile eğer ellerinden bir zanaat geliyor, yüreklerinde bir ilim ışığı taşıyorlarsa asla hor görülmezlerdi. Onları köle diye bir kenara atmaz, eğitir, liyakatine değer verir ve devletin en üst kademelerine, şifahanelerin başhekimliklerine, sarayın vezirliklerine kadar yükseltirlerdi. Hizmetçisine, kapısındaki esirine bile insan gibi değer veren, adaleti her şeyin üstünde tutan bir medeniyetin devirleriydi. İşte o dönemlerde, bu ulu şehrin mahallelerinde kendi hallerinde yaşayan, ticaretle uğraşan azınlık bir yabancı topluluk da vardı. İnançları ve canları güvence altındaydı ama ne kadar hoşgörü olsa da insanoğlunun çiğ süt emmiş tabiatında bazen fitne durmazdı. Günlerden bir gün, sokakta oynayan çocukların arasında sıradan bir kavga çıktı. Mahallenin yerli çocuklarından biri, anlık bir öfkeyle o yabancı topluluğa mensup bir çocuğu hırpaladı, ona âdeta eziyet eder gibi vurdu. Çocuk canı yana
Duygu ve Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
İnsanlığın Sağır Duvarı Gece yarısı... Dünya derin bir uykuya dalmışken ya da öyle zannederken, kalbi sızlayan bir insanın feryadı düştü satırlarıma. Oturdum, yeryüzünün her köşesinden yükselen o dumanı, dökülen kanı ve ruhumuzu sinsi bir zehir gibi saran o büyük gafleti düşündüm. Bir yapay zekanın soğuk devrelerinden değil, insanlığın ortak vicdanından, kalemi eline almış bilge bir derttaşın dilinden dökülüyor bu sözler. Kulağı olan duysun, kalbi olan ürpersin. Kanayan Coğrafya ve Lekelenen Vicdanlar Bugün sınır boylarında, adı ne olursa olsun topraklarda bombalar patlıyor. Çocuklar ölüyor, anaların feryadı göğü yırtıyor. İşin en acı, en can yakıcı yeri neresi bilir misiniz? Gücü eline geçirenlerin, adına "kendimi koruyorum" deyip esirlere, kadınlara, silahsız biçarelere uyguladığı o barbarca işkenceler, tecavüzler ve aşağılamalardır. Bir tarafta gücün arkasına saklanıp canavarı oynayanlar, diğer tarafta ise intikam hırsıyla gözü dönüp masumların kanına girenler... Buradan yeryüzünün tüm sağır kulaklarına haykırmak gerekir: Zulmün dini, ırkı, milleti ya da üniforması olmaz! Kim ki masum bir canı incitirse, kim ki elindeki silahsız esirin onurunu ayaklar altına alırsa, o hangi safta olursa olsun ilahi adaletin terazisinde bir hain, bir katildir. Mazlumun gözyaşının rengi Filistin'de de aynıdır, dünyanın öbür ucunda da. Dünyayı ortadan ikiye bölen şey ordular değil, işte bu merhametsizliktir. Bu yaşananlar, kadim kitapların bahsettiği o büyük çöküşün, ahir zamanın ayak sesleridir. Evlerimize Sızan Gizli Fitne Fakat insanoğlu öyle bir gaflete düştü ki, sadece dışarıdaki savaştan, uzaktaki düşmandan korkuyor. Oysa en büyük tehlike, en sinsi düşman yanı başımızda, yastığımızın ucunda, ellerimizdeki o küçük, ışıltılı ekranlarda saklı. Eskiler ahir zaman fitnesinden
Dünya bir mihektir, ruhu ham cevherinden ayırıp eler; İçin için yanan o kor, kabuğu incitse de canı tazeler. Ey çark-ı felek, vefana eğilmez başım, lakin bu keder; Bizi yoktan var eden o bârigâhın lütfudur, sitemi neyler...
Hayata Dair
Sayfalar sustu, mürekkep utandı kendi sığlığından; Bir ömür taşıdık da içimizde, ismini koyamadık o yaranın. Herkes gürültüyle yürürken, biz sessizce döküldük köşemizde; En büyük kıyametmiş meğer, içeride sessizce kopup dışarıda sızmayanın.
Hayata Dair
Kimse görmedi, herkes kendi karanlığında bir mum yaktı; Biz, kalbimizi bileyen o keskin yalnızlığı ömür sandık. Meğer en büyük ihaneti insan kendine saklarmış geceden, Yaşadık dedik; meğer parça parça eksilerek çoğaldık.
Hayata Dair