Bazı babalar evlatlarını sürekli eleştirip, kıyaslama ve suçlama yaparak , evladını değersiz ve işe yaramaz hissettirirler. Erkek evlat babasından aldığı bu tepki ile ya psikopat eğilimli , hırçın ve kavgacı yada içine kapanık utanan, sünepe hale gelir. Çünkü bu değersiz hissettirme sonucu çocuk, kendini korumaya almak ve içindeki sıkıntıyla baş etmek için iki yoldan birini seçecektir.
"Lezzet ağızda başlar, ama zihinde biter. Senin kabiliyetin lezzetlerin uyandırdığı tüm gizli hislere hükmedemeyen kadar kuvvetli. İşte evlat,sen asıl bunu öğreneceksin. Yoksa senin işin etin kararında, çorbayı kıvamında pişirmek değil. Sen hislere hükmetmeye öğreneceksin. "
Okudum, bitti
William Shakespeare’in oğlu 11 yaşındaki Hamnet’in ölümü etrafında şekillenen bu biyografik kurgu hikâye, bir ailenin yasını ve kaybın bıraktığı izleri anlatıyor Merkezde ise Agnes var; onun korkularına, sezgilerine, sevgisine ve acılarına tanıklık ediyoruz.
Yazarın anlatımı gerçekten çok farklıydı Olay örgüsü ilerlerken duygulara çok daha fazla yer veriliyor. Hatta bazı yerlerde olaydan çok duyguların ağırlığını hissediyorsunuz.
Bu yüzden bazı bölümleri okumakta zorlayıcı olabiliyor ama bu sıkıcılık anlamında değil; daha çok duyguların insana verdiği ağırlık gibi. Çünkü duygular çok güzel ve çok yoğun bir dille aktarılmış.
Kitapta William Shakespeare’in adı hiç geçmiyor ama varlığı her sayfada hissediliyor; baba, koca, oğul… Bir gölge gibi hikâyenin içinde duruyor. Bu tercih de odağı tamamen ailenin yaşadığı yasa ve iç dünyalarına çeviriyor.
Hamnet’i okuduğuma gerçekten değdi
“Anaları hafife almayacaksın bu dünyada, bir ananın evladı için yapamayacağı şey yoktur. Yol bilmez iz bilmez deme, evlat söz konusu oldu mu, her şeyin yolunu bulur insan.”