Güzelliği, hakikati ve ilahi olanı tecrübe etmekle ruhumuz kanatlanıyor, zira biz anlam arayan varlıklarız. Neyin önemli olup neyin olmadığını bilemezsek çölde yolunu yitirmiş avare seyyahlar gibi aç ve susuz kalacağız.
Zafer ve sükunet aynı evde oturmaz," demiş Montaigne. Tepeye tırmananlarda sürekli bir endişe: Ya aşağıya düşersem? Kendi değerimizi başkalarının insafına, başkalarının eline bıraktığımızda sürekli tahtımızdan edilme korkusuyla yaşarız.
Rekabetçi bireycilik utanç, haset ve öfke üretiyor. Bize sürekli "Yeterince iyi değilsin!" diyor. İyi de belki de biz çiçekleri koklamakta en güzeliz, tankların üzerine yürümekte en cesuruz, dost için fedakarlık yapmakta en mahiriz. Belki de en masum, en hesapsız sevgi bizimkisi. Belki de modern hayat bizi hiç anlamıyor! Biricikliğimizi, ruhumuzun bize özgü renk ve seslerini ölçemiyor, takdir edemiyor! Rekabet kültüründe herkes kaybedendir.
Kaybedenler kaybeder, kazananlar görünüşte kazanır. Ruhların bu esir pazarında, yarışmaya dahil olmak zaten kaybetmektir.
Kendi yörüngesini ancak başkalarının seyrine göre tayin edenler. Dünyayı bir yarışma yeri, kendilerini de durmaksızın koşmak zorunda olarak gören biçare ruhlar.